SERAGAZI EMİSYON ENVANTERİ, 2006

 

Toplam seragazı emisyonu 2006 yılında 331.8 Mt CO2 eşdeğerine yükseldi.

Ulusal Seragazı Emisyonları 1996 Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC) Rehberi kullanılarak hesaplanmıştır. Emisyon envanteri, enerji, endüstriyel prosesler, tarımsal faaliyetler ve atık bertarafından kaynaklanan, doğrudan seragazları olan karbon dioksit (CO2), metan (CH4), nitroz oksit (N2O) ve F-gazları ile dolaylı seragazları azot oksitler (NOx), metan dışı uçucu organik bileşikler (NMVOCs) ve karbon monoksit (CO) emisyonlarını kapsamaktadır. Arazi kullanımı ve arazi kullanım değişimlerinden kaynaklanan emisyonlar hesaplamalara dahil edilmemiştir.

Yazının devamı


Türkiye’de Çevre: Sorunlar, Aktörler ve Yeni Alanlar

Barış Gençer Baykan

Dünya Ekonomik Forumu, Yale ve Columbia üniversiteleri tarafından hazırlanan ve 149 ülkeyi kapsayan 2008 Çevresel Performans Endeksi’ne göre Türkiye 72. sırada yer alıyor. 235 ülkenin sınıflandırıldığı Çevresel Kırılganlık Endeksi’ne göre ise 62 ülkenin bulunduğu “çok savunmasız” kategorisinde.  Dünyanın ve Türkiye’nin gündeminde önemli bir yer tutan çevre olgusu çoğunlukla çevre sorunu şeklinde tezahür ediyor. Yaşanan ekolojik tahribatın ağırlığı yanında uluslararası kuruluşların, hükümetlerin, çevre sivil toplum kuruluşlarının ve yurttaşların çevre sorunlarının üstesinden gelme çabaları giderek artıyor. Çevre ve çevreciliği kendi dar alanında incelemekten ziyade toplumla ve siyasetle ilişkisi analiz edilmeli. Üzerinde daha fazla düşünülmesi ve araştırılması gereken bir kaç alanı şöyle sıralayabiliriz: Türkiye’nin “Yeşil Tarihi,” Türkiye’nin “Çevreci Sivil Toplumu”, Türkiye’nin “ Yeşil Ekonomisi”.

Dünya çevre liginde neredeyiz ? 

Dünya Ekonomik Forumu’nun Geleceğin Küresel Liderleri Çevre Çalışma Grubu,  Columbia Üniversitesi Yerbilimi Bilgi Merkezi ve  Yale Üniversitesi Çevre Hukuku ve Politikası Merkezi’nin  birlikte hazırladığı Çevresel Performans Endeksi (Environmental Performance Index) 149 ülkeyi 6 politika kategorisinde 25 göstergeye göre sıralamış. Bu politikalar şunlar: Çevre Sağlığı, Hava Kirliliği, Bioçeşitlilik ve Doğal Yaşam Alanı, Doğal Kaynaklar ve İklim Değişikliği. 2008 yılı Endeksine göre 75.9 puanla 72. sırada yer alıyoruz. Şekil 1’de sıralı olarak ilk on, ortalama on ve son on ülke gösteriliyor.

Yazının devamı


Sinop ağlar

Aytaç Tolga Timur

Önlenemiyor, kazalar önlenemiyor. İşte bu en temel sorun ve gezegenin hiçbir yerinde, hiçbir kültürel ortamda, hiç kimse “kaza olmaz” diye söz veremiyor.

Nisan ayı Çernobil’in patladığı ay. Söylemediler, günlerce gizlediler ve söylemediler. Patlamayı gizlediler. Bütün dünyadan ve orada yaşayanlardan! Bulut oldu önce radyasyon, sonra yağmur oldu başımızdan aşağı yağdı. Pek çok ülkede, pek çok insana.  

Nükleer santral istemiyoruz.

Yazının devamı


Zaman Bombası: Küresel Isınma

H.Murat FİLİNTE

 

Yukarıdaki başlık ünlü iklim bilimci J.Hansenin Lowa üniversitesinde sunduğu makalenin başlığıdır. Hansen, kıyamet senaryolarının haksız olmayan iddialarının insanoğlunun yasam tarzında yapacağı değişiklerle yavaşlatılabileceği hatta durdurulabileceğini öne sürmüştür. Dünyanın iklim dinamiklerinin üzerinde kurulan insan baskısının azaltılması ve ortadan kaldırılması için hepimize sorumluluk düşmektedir. Tabiatın insana sunduklarının devamı için  bu şart.Bu insanın kendi soyunun yeryüzündeki varlığının devamı için dünyadaşlık görevidir.

Bu görev insanın yasama biçimini değiştirmesinin zorunluluğu kadar devletlerin ve yöneticilerin yeni ve dönüştürülebilir enerji teknolojilerinin uygulamaya bir an önce geçirilmesi için mevcut sürecin bir an önce hızlandırılarak zaman bombasının yavaşlatılması içinde şarttır. Üzerinde yasadığımız yeryüzünde geçirdiğimiz son beş bin yılı dolduran bütün tarihimiz ,kurduğumuz medeniyetler,icatlar,sanat eserleri vs. tabiatın bizlere sunduklarının yanında elbette bir şey ifade etmez.Tabiatı taklit edebiliriz ama onu yeniden yaratamayız.Hatırlatalım Amerika’da Arizona çölünde gerçekleştirilen yapay dünya yada kapalı Atmosfer araştırma ve uygulamaları sonuçsuz kalmış ve tam bir başarısızlıkla sonuçlanmıştır.

Yazının devamı

 

 

 

Küresel Isınma-Anket sonucu

 

Son ankette küresel ısınmayı önlemek için neler yapıyorsunuz diye sormuştum. Aklıma yeni bir anket sorusu gelmediğinden bu anketi uzunca bir süre tutmak zorunda kaldım. Pazar günü nihayet yeni bir soru bulunca ve 200 kişinin de cevapladığını görünce sonlandırdım. Oylamaya katılanların 65'i enerji tasarrufu yaptığını söylemiş ki bu tüm katılanların üçte birine tekabül ediyor. Ardından 33 kişi ile"Az "tüketiyorum"diyenler geliyor.

Yazının devamı


Kadın ve Doga (Ekofeminizm)

Kitap Projesine  CAGRI

Erkek egemen toplumda kadın emeğinin gorünmez kılınması dünyada olduğu gibi Turkiyede de binlerce yıldır süre gelmektedir. Özellikle son 15 yıldır Turkiyeli toplumda kadın, doğal çevrenin korunmasına yönelik kayda değer mücadele veriyor hatta bazılarına önderlik ediyor. Bu durum; anti-nükleer ve siyanurlu altına karşı mücadeleden Munzur' un ve Hasan Keyf'' in korunmasına ve barıs mucadelesine kadar uzanıyor.

Gelin kuresel kapitalizmin yıkıcılığına, ulus-ötesi şirketlerin dayatmalarına karşı biriken  tarihimizi kitaplaştıralım. Düşüncelerinizi,  anılarınızı, erkek egemen davranışlarla nasıl engellendiğinizi/ teşvik edildiğinizi ve biriktirdiğiniz deneyimleri kısacası; mücadelemizin her dilimini gelecek kuşaklara aktaralım. Yazı, çizi ve fotoğraflarınızı oldugu kadar  fikirlerinizi ve sıcak ilginizi  Ekim, 2008'e kadar aşağıdaki e-maillere iletmenizi bekliyoruz.

Yazının devamı


Sembolden Sıvıya Suyun Düşüşü

Dilaver Demirağ

 

Nehirler özgür akar diye yazmıştı bir yoldaşım. Bugün hiçbir nehir özgür akmıyor, akamıyor ya denize kavuşup damladan bir umman olamadan, yılankavi katederek yardığı toprakta izler bırakarak çıktığı yolculuk son bulamıyor, ya da bir barajın haznesinde tutsak alınıp borularda akan bir sıvı oluyor. Kıtlığı rasyonel hesapların, kar güdülerinin aracı haline geliyor. 

Viyana doğumlu bir rahip olarak başlayan yaşamını Meksika’da Kültürler Arası Diyalog Kurumu ile tamamlayan ve 20 yüzyılın belki de en sıra dışı düşünürlerinden olan İvan İllich’de Unutuşun Suları alt başlığı ile yayınladığı H2O’başlıklı kitabında geçmiş kültürlerde imgeleştirilen, sembolize edilen, estetize edilerek saygı duyulan suyun modern çağla birlikte nasıl H2O’ya dönüştüğünü anlatır. Bir anlamda dişi simgeye bir ağıttır bu kitap. Ve yukarıda ifade ettiğim olguların dile getirilişidir. 

Yazının devamı


Genetik Modifiye Organizma (GMO)

Prof Dr R. Şeminur TOPAL

Genetik modifikasyon'un (gen yapısını değiştirme), uygulandığı çalışma alanlarında örnekleri genel bir bakış açısıyla incelediğimizde; tıp, tarım, çevre başta olmak üzere birçok alanda kullanılmakta olduğu bilinmektedir. Tıptaki uygulamalarda, insanlara ve hayvanlara yönelik ilaç, hormon, tanı kitleri ve aşı gibi üretimleri amacıyla GM bitki ve hayvanlardan yararlanılmaktadır. Örneğin, kolera aşılarında patatesin, sistik fibrozis tedavisinde koyunlardan üretilen proteinlerin kullanımı gibi. Tarımdaki uygulamalarda ise daha çok "Genetik Modifiye Organizma (GMO)" çalışmalarının büyük ölçekli uygulamalara dönüşmesiyle geçiş olmuş ve son bir kaç yıldır da yaygın ve ticari boyutlu, özellikle modifiye tohum üretimi çalışmaları halinde sürmektedir.

 

Yazının devamı


H2O ve Unutmanın Suları

Ümit ŞAHİN

H2O ve unutmanın suları, Ivan Illich'in bütün yaşamına ve yazılarına yayılan izleğin zarif bir özeti gibidir. Modern endüstriyel toplumun, insanın maddeyle, yani eşyayla, kendi yarattığı araçlarla ve kültürle biçimlenen doğayla ilişkisinde yarattığı radikal dönüşüm. Buna Illich'in kavramlar sözlüğünden ödünç alarak, yozlaşma da diyebiliriz.  

İnsanı uzamdan, kendi belirlediği yaşama alanından, deneyim ve inançla çizdiği sınırlardan geri dönülmez biçimde koparan modernleşmenin sürükleyip bıraktığı yerdeyiz. Illich'e yeni bir gözle tekrar bakmaya başlarken, bu kitapta söylenenlerin uzak referanslarını anlamaya çalışmak, hatta burada suyun H2O'ya dönüşmesinin bir metafordan ibaret olmadığını söylemek bile önemlidir.  

Ben de Türkiyeli okurların çoğu gibi Illich'le, Okulsuz Toplum yoluyla, 1985 ya da 86'da tanıştım. O yıllarda üniversitedeydim ve ilk okuyuşta bir eğitim eleştirisi gibi görünen bu kitap, ayağımı bastığım yeri sarsıyordu. Bir süre sonra Illich'in aslında eğitimden değil, modern endüstriyel toplumun bütününden bahsettiğini kavradım. Okullar ve zorunlu eğitim, modern toplumda yaşamayı sürdürebilmek için sahip olmamız istenen tartışılmaz kabulleri yaratan en önemli kurumdu. Ama ne okul tek kurumdu, ne de eğitim tek araç.  

Ivan Illich, H2O'nun yazılma hikayesini şöyle anlatır :

Yazının devamı

 

 

 

   
 

Tüm hakları saklıdır 2008 ©      tasarım ismail fidan