feminist felsefe
İnsan deneyiminin salt erkek deneyiminden oluştuğunu reddeden, insanlık tarihinin eril bir gözle yazılıp okunmasına artık bir son verilmesi gerektiğini savunan felsefi düşünceler bütünü. Farklı bakış açılarından yazan feminist felsefeciler, geleneksel felsefenin kadınların ilgilerini, kimliklerini ve sorunlarını ciddi bir biçimde ele almadığını ve kadınların varolma, düşünme ve yapıp etme tarzlarının erkeklerinle kadar değerli olduğunu kabul etmediğini ileri sürerek onu kıyasıya eleştirirler. Geleneksel metafiziği de ben'i öteki'den, zihni bedenden ayırmakla suçlayan feminist felsefeciler, bütün varlıkbilgisel ikicilik biçimlerini reddederek bireylerin birbirlerinin ruhuna duygudaşlıkla nüfuz etme biçimleri ile zillin ve bedenin birbirlerini oluşturma tarzları üzerinde dururlar.
Feminist felsefeciler, Batı felsefesi genelde ussallığı erillikle, duygusallığı dişillikle özdeşleştirdiğinden geleneksel felsefecilerin erkeklerin kadınlardan daha bir "insan" olduklarını düşündüğünü, oysa ki akıl ile duygunun bilginin birbiriyle yakından ilişkili, eşdeğerdeki kaynakları olduğunu savunur. Feminist felsefe, bütün kesinlik ve açıklık iddialarına rağmen Kartezyen bilginin olanaklarının sınırsızlığını kesin bir dille reddeder.
Öte yandan feminist felsefeciler geleneksel bilim felsefesinin savladığı denli nesnel olmadığını düşünmektedirler, Geleneksel bilim felsefecileri bilimsel başarıyı bilimcinin denedeme, yönetme yeteneğine bağlarken, feminist felsefe yönelimli bilim felsefecileri bu başarıyı bilimcinin doğanın kendini ortaya kovuşlarını dinleme yeteneğine bağlarlar. Onlara göre bilim, somut bir olgunun test edilmesinde bile soyut bir kuramla güdümlü o-lacağından, doğanın ne dediğini dinleyen bir bilim anlayışı büyük bir olasılıkla dinlemeyenden daha nesnel olacaktır.
Feminist felsefeciler geleneksel ahlâk, toplum ve siyaset felsefesini de eleştirirler. Onlara göre kurallar ve ilkeler geleneksel ahlâkı tahakküm altına almıştır. Geleneksel ahlâk görüşünü "adalet perspektifi" diye adlandırarak, bunun tam karşıtı olan, haklardan ve kurallardan çok sorumluluklar ve ilişkiler üzerinde duran, bir ahlâki durumun genel içerimlerirıden çok tekil özeliklerine dikkat çeken "kaygı perspektifı"ni savunurlar.
Feminist toplum ve siyaset felsefesi ise erkeklerin tahakkümünü sürekli kılan siyasal kurumlar ve toplumsal uygulamalar üzerinde yoğunlaşır. Feminist toplum ve siyaset felsefesinin amacı kadınların c-zilme, baskı altına alınma biçimlerini a-çıklamak ve kadınlara erkeklerin sahip olduklan adaletin, özgürlüğün ve eşitliğin aynısına kavuşmanın ahlaken istenebilir ve siyasal balomdan uygulanabilir olan yollarını göstermektir. Liberal fe-minisder kadınlar erkeklerle aynı haklara sahip olduklarından toplumun kadınlara erkeklerle aynı eğitim ve meslek edinme fırsatlarını tanıması gerektiğine dikkat çekerler. Marxçı feminisdere göreyse kadınlar işgücüne kitlesel olarak katılana ve evişleri ile çocuk bakımı toplumsallaşü-nlana dek kadınlarla erkekler eşit haklara sahip olamaz.
Radikal feministler kadının baskı altında tutulmasının başlıca nedeninin "cinsel" olduğuna, cinsellikte yattığına inanırlar. Onlara göre erkeklerin tahakkümüne kadınlara yeniden üreüm süreçlerinde ve cinsellikte biçilen roller yol açmaktadır. Bu nedenle kadınlar kendi yeniden üretim araçlarını yaratmadıkça ve kendi cinsel gündemlerini ortaya koymadıkları sürece özgür olamayacaklardır. Kadınlara biçilen toplumsal cinsiyet rolleri sil baştan ele alınmadıkça hiçbir so-nın çözüme kavuşmayacaktır. Varoluşçu feminisder ise erkeklerin tahakkümünün sonul nedeninin varlıkbilgisel olduğu karaşındadırlar. Başka bir deyişle, kadınlar "öteki", erkeklerse "ben" olarak tasarlandığından kadınlar kendilerini kendileri bağlamında tanımlayana dek olmadıkları şey bağlamında, yani "öteki" olarak erkek bağlamında tanımlanmaya yazgılıdırlar.
Feminist felsefe tarihinin yakın geçmişinde, sosyalist feministlerin toplum ve siyaset felsefesinde feminist düşünürlerce ortaya konan farklı öğretileri bir çatı alünda toplama çabalarına tanık olunmuştur. Onlara göre kadının konumu ü-retim ve yeniden üretim yapılarında olduğu kadar cinsellik pratiklerinde aldığı görevlerle ve çocuğun toplumsallaştırılması göreviyle son derece keskin sınırlarla belirlenmektedir. Kadınlar özgürlüğe kavuşacaklarsa bütün bu yapılardaki konumlarının ve işlevlerinin değişmesi gerekmektedir. Dahası kadınların ruhla-nnın da dönüştürülmesi gerekmektedir. Kadınlar ancak bütün bunlar gerçekleştirildikten sonra kendi benlik kavramlarının altım oyan ve onları daima öteki kılan ataerkil düşüncelerden kendilerini öz-gürleştirebilirler.
Sosyalist feminist felsefe, kadınların dünyayı nasıl gördüklerini temsil eden ve kesin bir biçimde "dişil" olan tek bir bakışaçısı oluşturmaya çalışır. Postmodern feministlerse orıların bu çabasını gerçeklik, bilgi, ahlâk ve siyaset hakkında yalnızca tek bir hikâye anlatan üpik erkek düşüncesinin bir benzeri olarak görür. Postmodern feministlere göre böyle bir feminist felsefe ne uygulanabilir ne de arzu edilir bir şeydir. Uygulanabilir değildir çünkü kadınların deneyimleri sınıf, ırk ve kültür hadarı boyunca değişmektedir. Arzu edilir bir şey değildir. Çünkü tek bir gerçeklik ya da doğruluk olduğu inancı geleneksel felsefenin çoğunluğu susturmak için kullandığı felsefi bir söylendir. Postmodern feminisdere göre daha çok ve farklı farklı feminist düşüncelerin ileri sürülmesi gerekir. Feminist felsefe tek bir tane değil birçok olmalıdır; pek çok farklı sesi içinde barındırma lıdır.
Birtakım feminist felsefecilerse farklılığın ve birliğin reddinin üzerinde bu denli durulmasının siyasal ve düşünsel ayrışmaya yol açabileceği çekincesini taşımaktadırlar. Onlara göre, feminist felsefenin belirli bir bakışaçısını benimse-meksizin varolması durumunda, özelde kadınlar, genelde insanlar için neyin iyi olduğuna ilişkin savlarını temellendirmesi daha da güçleşecektir.