Açılış Sayfam Yap   Sık Kullanılanlara Ekle   

   Anasayfa          Künye          Yazar Girişi         Sitene Ekle        Arşiv      E-Bülten
 
Ekoloji - Genetik Modifiye Organizma (GMO) - Yeni İnsan Yayınevi
   
 Genetik Modifiye Organizma (GMO)

Genetik Modifiye Organizma (GMO)
 Yazı Boyutu

 Tarih : 06.11.2009 - 12:58:24


Genetik modifikasyonun (gen yapısını değiştirme), uygulandığı çalışma alanlarında örnekleri genel bir bakış açısıyla incelediğimizde; tıp, tarım, çevre başta olmak üzere birçok alanda kullanılmakta olduğu bilinmektedir.

 

Genetik Modifiye Organizma (GMO)

Prof Dr R. Şeminur TOPAL

Genetik modifikasyon'un (gen yapısını değiştirme), uygulandığı çalışma alanlarında örnekleri genel bir bakış açısıyla incelediğimizde; tıp, tarım, çevre başta olmak üzere birçok alanda kullanılmakta olduğu bilinmektedir. Tıptaki uygulamalarda, insanlara ve hayvanlara yönelik ilaç, hormon, tanı kitleri ve aşı gibi üretimleri amacıyla GM bitki ve hayvanlardan yararlanılmaktadır. Örneğin, kolera aşılarında patatesin, sistik fibrozis tedavisinde koyunlardan üretilen proteinlerin kullanımı gibi. Tarımdaki uygulamalarda ise daha çok "Genetik Modifiye Organizma (GMO)" çalışmalarının büyük ölçekli uygulamalara dönüşmesiyle geçiş olmuş ve son bir kaç yıldır da yaygın ve ticari boyutlu, özellikle modifiye tohum üretimi çalışmaları halinde sürmektedir.

Bu genel özetlemeden sonra, dünya genelinde giderek kısıtlanan doğal kaynaklar karşısında yeni kaynak alternatifleri arayan araştırmacılar, gelişen teknolojik yapı doğrultusunda, her geçen gün daha başka olanakları değerlendirmeye çalışmaktadırlar. Bu bağlamda güncel gelişmelerle biyoteknoloji, son 20 yıldır özellikle yeni kaynak üretiminde ilk başvurulan teknik alan olarak ön plana geçmiştir. Böylece, canlı kaynaklardan yararlanmak üzere, yeni ürün veya alternatif üretim teknolojilerini belirlemek, yaygınlaştırmak teknikleri benimsenmiştir. Bu alandaki çalışmaların, başlangıçta çok insancıl amaçlarla girişilen çabalar olmasının yanında, genetik teknolojisinin de giderek yaygınlaşması, "transgenik teknoloji" dediğimiz gen değişimi veya aktarımı konusunu çok güncel hale getirmiştir. Ancak bunun yanında çeşitli tartışmaları da gündeme taşımıştır. Canlı organizmalar üzerindeki ilk aktif genetik değiştirme araştırmaları, 1980'lerde başlamış olup, halen son yıllarda hızla artan bir ivme ile endüstriyel boyutlarda devam etmektedir. Bununla birlikte, tarımda "Genetik Modifiye (Genetiği Değiştirilmiş) Organizmalar (GMO=GDO)/Ürünler (GMP=GDÜ) çalışmalarının hızla büyük ölçekli uygulamalara dönüştüğü bir gerçektir. 1996'dan beri transgenik ürünler teknolojisi, her gün daha da yaygınlaşarak, doğal kaynaklara istenilen karakter özelliklerini kazandırmak üzere, tarımsal ve ticari yaşamda, endüstriyel boyutlu üretimlerle gündeme yerleşmiştir.

Tarımda, uluslararası boyutlu modern biyoteknoloji uygulamaları, son birkaç yıldır, GDO tohumların üretimlerinin yaygınlaştırılmasına yönelik olarak sürdürülmektedir. Genetik değiştirme çalışmaları, halen mısır, pamuk, patates vb. ürünlerde zararlılara dayanıklılık; soya, pamuk, mısır, kolza, çeltik (pirinç) vb. ürünlerde yabani ot ilaçlarına dayanıklılık; patates, çeltik, mısırda viral bitki hastalıklarına dayanıklılık; ayçiçeği, soya, yerfıstığı vb. ürünlerde bitkisel yağ kalitesinin artırılması; domates, çilek vb. ürünlerde olgunlaşmanın geciktirilmesi (raf ömrünün uzatılması), yine domateste aromanın ve raf ömrünün arttırılmasına yönelik olarak kullanılmaktadır (Anon. 2002a). Ayrıca genetik değiştirme çalışmaları, ineklerde süt üretimini yüzde 10-15 oranında arttıran doğal bir hormonun (bovin somatotropin hormon-BSH) bir formunu üretmekte, böylece % 60 daha sert peynir yapımını sağlayacak peynir mayası için özgün enzimlerin üretiminde, besin değeri yüksek gıda üretimi (örn; A vitamini ve demir içeriği yüksek çeltik üretiminde) gibi alanlarda da sürdürülmektedir (Topal 2000).

Ticari olarak üretimine 1996 yılında başlanılan transgenik bitkilerin ekim alanı, yaklaşık 30 kat artarak günümüz-de 70 milyon hektara yaklaşmıştır. Son yıllarda, biyo-teknoloji ve gene-tik mühendisliğinde gen klonlaması, transformasyon, bitki rejenerasyonu, vektör sistemleri, yeni gen yapılarının oluşturulması ve doğrudan gen aktarma yöntemleri gibi tekniklerde önemli gelişmelerin olması, farklı biyolojik sistemler arasında gen aktarımına da olanak sağlamıştır. Özellikle, bakteri ve virüs kökenli genlerin aktarılmasıyla, ot öldürücülere (herbisit), hastalıklara ve zararlılara dayanıklı yeni çeşitler geliştirilmiştir. Transgenik ürünler hakkındaki yetersiz veriler, bilimsel çevrelerce getirilen çeşitli savlar ve öngörümler doğrultusunda, sağlık ve çevre açısından birçok potansiyel riskin söz konusu olması nedeniyle, özellikle AB ülkelerinde, kısıtlayıcı düzenlemelerin yürürlüğe konulmuştur. Buna karşın, başta ABD olmak üzere bazı ülkelerde transgenik mısır, soya, kanola, pamuk ve patates gibi önemli bitkilerin ekimi yaygın olarak yapılmaktadır (Özgen ve ark. 2005, Topal 2005a, Topal ve Alp 2005).

Sahip olduğumuz biyolojik çeşitliliğin korunması açısından ve ülkemizde bulunan doğal türlerin gen kaynakları açısından, transgenik olanlarının ithal edilmesinde, deneme amaçlı getirilmesinde ve üretilmesinde çok ciddi hassasiyet gerekmektedir. Türkiye'de, AB ülkelerinin  de aralarında bulunduğu 100 ülkeyle birlikte imzalanan Cartegena Biyogüvenlik Protokolü'nün gereğini yerine getirmek amacıyla, TÜBA ile TÜBÝTAK'ın oluşturduğu "Biyoteknoloji/Gen Mühendisliği Çalışmalarında Düzenleyici Kuralların Belirlenmesi" konulu çalışma grubunun önerisiyle Ulusal Biyogüvenlik Komitesi oluşturulmuştur. Oluşturulan bu komite önerileri doğrultusunda da halen, ulusal biyogüvenlik mevzuatlarının AB mevzuatları ile uyumlulaştırılarak yürürlüğe girmesi yolunda çalışılmakta ve Acil Eylem Planı hazırlık çalışmaları sürdürülmektedir. Her türlü GDO analizi, biyoteknoloji ve biyogüvenlik risk değerlendirmesi araştırmaları için gerekli laboratuvar altyapı çalışmaları ise halen çok yavaş da olsa devam etmektedir. Konuyla ilgili ve yine bu çalışmalar sonucu oluşabilecek bitkisel veya hayvansal organizmadaki yabancı proteinin yapabileceği olumsuz etkiler olasılığı, göz ardı edilmeden kapsamlı olarak incelenmeli ve kararlı bir ulusal strateji geliştiri-lerek, gerekli teknik-yasal önlemler zamanında alınmalıdır. Gerek tüketicinin korunması, gerekse biyolojik çeşitliliğin sürdürülebilirliği için mevcut yasal yapılanma, güncel gereksinimlere göre yeniden düzenlenmeli, sağlık, turizm, endüstriyel ve sosyal güvence açısından uluslararası modeller esas alınarak, özgün kontrol mekanizması ve laboratuvarlar geliştirilmeli, yetişmiş eleman ve altyapı girişimleri sağlanmalı, konuyla ilgili ulusal politikalar geliştirilmeli ve kararlılıkla izlenmelidir.

Günümüzde bitkisel biyoteknoloji; zararlı veya risk olasılıkları yüksek çeşitlerin elenmesi, daha iyi depolama ve kullanım özelliğine sahip çeşitlerin geliştirilmesi ve gıdaların işlenmesinde önemli olan iyi karakterlerin açığa çıkartılması için de kullanılmaktadır. Bu tip yeniliklerin tohumluk, tarımsal kimyasal madde ve gıda işleme şirketleri tarafından geliştirilmesi ve düzenlenmesi faaliyetleri sürdürülmektedir. Başka bir deyişle, tarımsal biyoteknoloji, tarımsal alanda ürün farklılığını arttırarak, belirli ürün koşulları ve tüketici istekleri ile uyumlu yeni çeşitlerin ortaya çıkartılması için kullanılabilecektir. Ancak, devletin bu alanda toplumsal sorumluluk anlayışı ile geliştireceği bir izleme stratejisinin olması da ayrı bir zorunluluktur.

Biyoteknolojinin tümüyle etkileri hakkında genelleme yapmak oldukça zordur. Bu etkileşim özel ürünler, özel koşullar için ayrı ayrı gelişmektedir. Örneğin, kolza yağının tropikal yağların yerine geçmesi bir yenilik olmakla birlikte, bu ürünün yetiştirildiği bölgelerin, gelişmekte olan ülkelerden gelişmiş ülkelere doğru kaymasına neden olabilir. Benzer şekilde, hastalıklara ve tuzluluğa tolerans gibi yenilikler de üreticiler için yeni fırsatlar sağlayabilecektir ancak tüm bu olası riskleriyle birlikte ele alınarak değerlendirilmeli, uzun vadeli süreçlerle sorunsuzlukları kanıtlanmalıdır. Bu husus, uygulamaya geçilmeden gerçekleştirilmesi gereken bir ön koşut olarak algılanmalıdır.

Biyoteknoloji, ülkelerin bazı gereksinimlerinin karşılanması için yararlanılabilecek temel bir araçtır. Ancak, bu gereksinimlerin sürekli ve güvenli bir biçimde karşılanabilmesi için ülkelerin kendi biyoteknolojik ürünlerini üretebilmeleri amacıyla araştırma kapasitelerin geliştirmeleri de gerekir. Oluşturulan yeni çeşitlerin benimsenmesi amacıyla objektif ve yetkin olan kamusal danışma servislerinin, ek yatırımlarla desteklenmesi bir zorunluluk olarak görülmektedir.

Gelişmiş ülkeler, gelişmekte olan ülkelerdeki mülkiyet haklarının uygulanması için aşırı baskıcı olmamalıdır. Patente verilen fazla ücret ve patent hakkının korunması için yapılan aşırı baskılar, serbest ticaretin teşvik edilmesi gibi diğer hedeflerle de uyuşmayabilir. Ayrıca, serbest ticaret ilkesi ile de çelişmektedir.

Transgenik bitki elde edilmesinde, ileriye dönük olarak yararlanılabilecek en önemli gen kaynakları olan biyoçeşitliliğin ve doğal alanların korunabilmesi için gerekli önlemlerin alınması ve uygulanması son derece önemlidir. Günümüzde, küresel anlamda modern biyoteknoloji çalışmaları, birçok alanda başarıyla kullanılmakla birlikte, en yaygın kullanımının tarımsal alanda ve özellikle de bitkisel biyoteknolojide olduğu görülmektedir. Biyoteknoloji ile ilgili ekonomik göstergeler, bu bilim dalından yararlanma olanaklarının önümüzdeki dönemlerde daha da çeşitlenerek artacağını göstermektedir. Türkiye açısından ise, bitkisel biyoteknoloji çok yönlü olarak ele alınması gereken kapsamlı bir alan olması nedeniyle, her türlü yasal düzenlemelerin tek elden yapılmasını sağlayacak şekilde, ancak politik çalışma ve dış baskıdan soyutlanarak, bağımsız statüde organize olunmalıdır. Ülkelerin coğrafi yapıları ile bitkisel gen kaynaklarının durumu gibi özel koşulları da dikkate alınarak, müzakere sürecinde olduğumuz Avrupa Birliği'nin bu konudaki titizlikle hazırlanan kurallarının benimsenmesine ve uluslararası sözleşmelerden kaynaklanan yükümlülüklerin yerine getirilmesine özen gösterilmelidir.

Dünyada hızla yaygınlaşmakla birlikte, özellikle tüketici sağlığına ve çevreye olası etkileri açısından büyük tepki alan transgenik ürünlere yönelik, gerek iç gerekse dış ticaret önlemlerinin kapsamı ve uygulanması konusundaki tartışmalar yine tüm dünyada sürdürülmektedir. Türkiye'nin tarım konusunda en büyük ticari ortağı olan ve katılım öncesi süreçte bulunulan AB'nin transgenik ürünler konusunda uygulamakta olduğu, ya da uygulayacağı politikalar, dünya ticaretinde sözü geçen önemli bir ticaret bloğu olması nedeniyle; Türkiye için de tarımsal politikaları belirleyici konuma getirmiştir. AB ile olan ticari ilişkilerin yanı sıra, Türkiye'de halk sağlığı ve çevre açısından karşılaşılabilecek özgün tehlikelere rağmen, barındırılan doğal gen kaynakları, bölgesel olarak hesaba katılmalıdır. Türkiye'nin üretim ve ticaret düzenini gözden geçirerek, transgenik ürünlerin üretim ve kullanımında, uluslararası anlaşmaların çerçevesi dışına çıkmayacak yasaklama ya da kısıtlamaların uygulanması, akılcı görünmektedir. Öte yandan, tarım ve gıda sektörlerinin, ihracat açısından stratejik önemi de dikkate alındığında, transgenik üretim nedeniyle ihraç pazarlarında yakın gelecekte kısıtlamalara maruz kalınması Türkiye'nin çıkarına olmayacaktır. Bununla birlikte, biyoteknoloji konusunda Ar-Ge faaliyetlerinin desteklenerek, bilgi ve yetişmiş eleman altyapısının kurulması büyük önem taşımaktadır. Tarım konusunda yapılacak genetik araştırmalarda strateji belirlenirken, verim ve kalite arttırıcı çalışmalara öncelik verilmelidir. Bu çerçevede, Türkiye'nin taraf olduğu biyogüvenlik protokolüne uygun olarak, "risk değerlendirme, risk yönetimi ve izleme-kontrol, etiketleme düzenlerinin kurulması" acil durum arz etmektedir. Ayrıca, yasal düzenlemelerin tümüyle tamamlanması ve uygulanması gerekmekte olup, bunların tümünün çok yakın gelecekte hayata geçirilmesi de zorunludur. Türkiye'de genetik uygulamalara alternatif olarak, öncelikle kalite ve verimlilik artışını sağlayıcı bütünleşik risk yönetimi, bütünleşik ürün yönetimi v.b. yöntemlerin yaygın biçimde kullanılması, sürdürülebilir tarımsal gelişmenin ve gıda güvenliğinin sağlanmasının en önemli araçlarından biri olmalıdır.

Bu amaçla, her türlü yeniliğin ve gelişmenin değerlendirilmesi, ancak biyogüvenlik kavramı ve risk yönetimi, tedbirlilik, etiketleme, izleme ilkelerinin uygulanması, tüm değerlendirme ve ticari işlemlerde, yasal yapılanma ve izinlerde güvence sağlanması ilkesi doğrultusunda ele alınmalı, acil eylem planı ve strateji geliştirilmeli, izlenebilirlik ve tüketici/ürün güvenliği gerekliliğiyle hareket edilmelidir. Böylece, ulusal tarım, ekonomi, çevre ve tüketici/ürün güvenliği açısından bilinçli, şeffaf ve objektif bir politika ve uygulama stratejisi izlenmeli, toplumsal sorumluluk açısından yükümlülükler de yerine getirilmelidir. Konu, toplumsal sorumluluk, ülke / ürün / tüketici güvenliği zincirinde bütünsel olarak ele alınmalı, tarımın korunması, temel tüketici haklarının (bilgi edinme, seçme, satın alma, sorgulama gibi) sağlanması bağlamında algılanmalıdır.

Bu konuda çaba gösterenler desteklenmeli ve gelecek nesillere karşı sorumluklarımızın yerine getirilmesinde ortaklaşa çaba gösterilmelidir. Bu bir insanlık borcudur ve topluma, tüm canlılar âlemine, evrene, gelecek nesillere karşı görevimiz olarak algılanmalıdır.


  Editör :  Tohum Yayıncılık

1351 Kişi Tarafından Okundu.

Yazdır Yorum Ekle Tavsiye
 
1 2 3 4 5   Bu Habere Toplam 14 Puan Verildi
 Kaynak :  .::Yeni İnsan Yeyın Evi::.

 Kategori ¬ Ekoloji

  Yorum ( 0 )   

Kayıtlı Yorum Bulunmuyor.

 

 Bu Kateoriye Ait Diğer Başlıklar

 
 
 

 Duyuru
  Maltepede Organik Tarım Nedir Söyleşisi, 5 eylül pazar  

  Ümit Şahin 94,9 Açık Radyoda  

 
Henüz Haberlere Puan Verilmemiş..
 
Bugün için Haber Eklenmedi.
Bu Hafta içinde Haber Eklenmedi.
MEMLEKETİM ÜZERİNE, Metin Atamer MEMLEKETİM ÜZERİNE, Metin Atamer
Hem Nalına Hem Mıhına kitabıyla geçen yıl okurlarına değişik bir beyinsel lezzet tattıran Metin Atamer, aynı tadı bu yıl da tattırıyor ve... Bu son yapıtıyla ayrıca, gelecek yıl için de yeni bir buluşmanın şimdiden ön haberini veriyor....

GDOLU 32 ÜRÜNE İNCELEME YAPILMADAN İZİN VERİLDİ
TARİH NASIL ÖĞRETİLİR ÇIKTI
 
 Takvim
 Linkler

Fidan Ekolojik

Us Atölyesi

Üç Ekoloji 

 Ziyaretçi İstatistikleri
   
 Online : 1
 Bugün : 40
 Dün : 51
 Toplam : 35439
 Ip No : 38.107.191.112
     

 
 Son Haberler
 
 Popüler Haberler

 

 Hava Durumu



 

 



 
 

   © Copyright - 2010 Yeni İnsan Yayınevi - Tüm Hakları Saklıdır.