1.Ulusal Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar Sempozyumu ODTÜ Moleküler Biyoloji ve Genetik bölümü öğrencilerinden bir kısmının oluşturduğu Bilim ve Teknik Topluluğu tarafından organize edilmiş ve 20 Aralık 2008 de ODTÜ Kültür ve Kongre Merkezinde gerçekleştirilmiştir.
Topluluğun, bu etkinliği düzenleme amacı “akademik çevrelerin ve toplumun Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar konusunda birikmiş bilimsel bilgi ve tartışma taraflarının söylemlerine doğrudan ulaşabilmesi ve kişilerin edindiği bilgilerle kendi fikirlerini üretebilmesine yardımcı olmak” olarak açıklanmıştır.
Sempozyumun, Sabancı Üniversitesi’nde düzenlenen GDO Sempozyumlarından farkı; GDOlar konusundaki karşıt görüşlere mümkün olduğunca eşit söz verilmesi, karşıt görüş ve yorumların kesintisiz ve müdahale olmadan dile getirilebilmesiydi. Sabancı Sempozyumlarında yaşanılan, GDO karşıtlarını aşağılayıcı, bilimdışılıkla, teknoloji düşmanlığı ile suçlayıcı herhangibir eylem ya da söyleme bu sempozyumda rastlanmamıştır. Katılımcı sayısının yoğunluğu düzenleme komitesinin başarılı bir organizasyon gerçekleştirdiğinin bir kanıtı olup sempozyum katılımcılarının çoğunluğunu Ankara ve değişik illerden gelen öğrenciler oluşturmuşlardır.
GDO’ya Hayır Platformun’un Ankara, İstanbul, Bursa ve Yalova aktivistleri sempozyumda konuşmacı olarak bulunan dostlarıyla dayanışma adına sempozyumda yer almışlardır.
Sempozyum masraflarının karşılanabilmesi için izleyicilerden 25 liralık bir katılım ücreti talep edilmiş, sempozyum ana sponsorluğunu Biyoteknoloji Derneği, Çankaya Belediyesi ve Gıda Mühendisleri Odası üstlenmişlerdir. Organizasyon komitesi ;
Özden Baltekin (ODTÜ Bilim ve Teknik Topluluğu),Doç.Dr.Ali ERGÜL (Ankara Üniversitesi Biyoteknoloji Enstitüsü), Yrd.Doç.Dr.Füsun EYİDOĞAN (Biyoteknoloji Derneği), Kadir DAĞHAN (Gıda Mühendisleri Odası) ve Dr.Vehbi ESER (Tarımsal Araştırmalar Genel Müdürlüğü) den oluşmuştur.
Sabah ve öğleden sonra olmak üzere 2 oturum gerçekleştirilmiş, GDO Uygulamaları ve Bilimsel Durum konulu ilk oturumda oturum başkanı Prof.Dr.Sebahattin Özcan (A.Ü.Z.F.Tarla Bitkileri bölümü) Genetiği Değiştirilmiş Bitkiler ve Tarımsal Üretime Etkileri konusunda internetten derlediği notlar ağırlıklı olmak üzere 45 dakikaya yaklaşan bir sunum yapmıştır. Yeşil Devrim ve Biyoteknolojik Devrim olarak ikiye ayırdığı tarım sürecinde Yeşil Devrimi, teknolojik gelişmelerin başlamasına vesile olduğu için övmüş, ama bu süreçteki klasik bitki ıslahı metodlarını, çok zaman aldıkları için yermiştir. Tarımsal biyoteknolojik uygulamaların dünya üzerindeki gelişim ve başarılarını ise Biyoteknolojik Devrimin zaferi olarak tanımlamış, 2007 rakamlarına göre ABD 57,7 milyon, Arjantin 19,2 milyon, Brezilya 15 milyon, Kanada 7 milyon, Hindistan 6,2 milyon, Çin 3,8 milyon hektar olmak üzere dünyadaki biyotek ürün ekim alanlarının 100 milyon hektarı aştığını belirtmiştir.
Biyoteknolojiyi; böcek ve bitki hastalıkları, herbisit ve pestistler yönüyle “çevreye duyarlı”, gıda verimliliğini arttırdığı için “açlığa çare”, ve aşılar ile biyoyakıtlar konusunda da “çok başarılı” bulduğunu söyleyen Özcan bir anlamda tarımsal biyoteknoloji şirketlerinin oturumdaki sözcülüğünü yapmıştır. Özellikle herbisitlere dayanıklılık geni aktarılmış GDO’lu bitkilerin başarısını öven ama kullanılan herbisit miktarının artışından hiç söz etmeyen Özcan GDO’lu pamukta % 50 lere varan verim artışları tesbit edildiğine dair iddiada bulunmuştur. Özcan, Tarım Bakanlığının tarımsal biyoteknoloji şirketleri ile (Monsanto,Deltapine,Pioneer) 1998-2000 yıllarında yaptığı GDO’lu Mısır ve Pamuk alan denemelerinde başarılı sonuçlar alındığını söylemesine rağmen, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı Tarımsal Araştırmalar Genel Müdürlüğünden aldığımız bilgilere göre,yapılan bu denemelerde kabul edilen ve izin verilen herhangibir çeşit bulunmamaktadır.
Prof.Dr.Hüseyin Avni Öktem (ODTÜ Biyolojik Bilimler Bölümü) Yeni Nesil Transgenik Bitkiler isimli sunumunda biyoteknolojinin tarımsal boyutundaki gelişmeler ve değişimleri anlattı.Öktem 1996 dan itibaren ticarileştirilen GDOlu ürünlerin bir takım hata ve eksikliklerinin bulunduğuna üstü kapalı atıfta bulunarak, bir anlamda GDO karşıtlarının bazı söylemlerinde haklı olduğunu ima etti.Gerek promotor genlerinin gerekse antibiyotik genlerinin bundan sonra kullanılmayacağını ,gen transferlerinin virüs bakteri gibi mikroorganizmalardan yada tür harici kaynaklardan (örneğin hayvan ve insanlar) yapılmayacağını, bu nedenle bu yeni teknoloji ürünlerine Yeni Nesil Transgenikler adı verildiğini söyledi.Öktemin bu söylemleri bu oturumun hemen hemen en önemli açıklaması olup tarımsal biyoteknolojik tohum tekellerinin yada bu teknolojiyi savunan bilim insanlarının attığı geri adımın deklare edilmesi anlamına geliyordu.Öktem’in söylemleri , ulusötesi biyoteknoloji şirketlerinin tohumlarını şimdiye kadar tavizsiz olarak savunun kişi ve kurumların “yanlış ata oynadıklarının” bir itirafı olarak da algılanabilir.Zira Öktem bu işin kar hırsına dayanan boyutundan çevre ve insanlığa zarar vermeyecek bir boyuta getirilmesi gerektiğini, gen transferlerinin, üzerlerinde hiçbir spakülasyona olanak tanımayacak şekilde, bitkinin kendi genlerinin kullanılarak yapılabileceğini savundu. Bitkinin kendi genlerini kullanarak tuzluluğa ya da kuraklığa dayanıklı yeni nesil bitkilerin elde edilmesinin mümkün olduğunu belirten Öktem, topraktaki ağır metaller ve zararlı maddeleri temizleyen yada mayın dedektörü olarak kullanılabilecek bitkilerin denemelerinin yapılmakta olduğunu söyledi.
Prof.Dr.Nazif Kolonkaya (Hacettepe Ü.Fen.Fak.Biyoloji Bölümü) Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar ve Biyoekonomi adlı sunumunda transgenik bitkilerin, özellikle de biyoyakıt üretimi için kullanılan GDOlu bitkilerin ekim alanlarının hızla arttığını ve bu bitkilerin faydalarından bahsetti.Biyolojik kaynakları kullanan üreten ve yöneten tüm endüstriyel ve sektörel etkinlikler bütününü Biyoekonomi olarak tanımlayan Kolonkaya biyoekonominin temel dayanağı olarak nitelediği Biyorafineriler konusunda da bilgi verdi.Konunun teknik ve ağır oluşu salondaki uyku modunu had safhaya çıkarırken Kolonkaya’nın sunumundan gerekli verimin alınması mümkün olmadı.
Prof.Dr.Okan Ertuğrul (A.Ü.Vet.Fak.) Veteriner Hekim Bakış Açısından Genetiği Değiştirilmiş Hayvanlar konulu sunumunda daha önceki bilgilerimize fazla bir şey katmayacak, internetten kolaylıkla bulunabilecek, mesela domuzlarda yapılan ve bizimle hiçbir şekilde ilgisi olmayacak gen transfer çalışmalarını dinleyicilerle paylaştı. Genetiği değiştirilmiş hayvanlar sayesinde süt, et verimi, yemden yararlanma, büyüme hızı, döl verimi ve hastalıklara direnç gibi artışlar sağlandığını, biyoteknolojinin çevre ve insan sağlığına zarar vermeyecek şekilde kullanılmasının faydalı olacağı gibi klasik ve basmakalıp söylemlere ilave olarak genetiği değiştirilmiş fosforlu süs balıkları ve karanlıkta parlayan Ankara kedileri saydamları ile sunumunu renklendirdi. Oturum bitiminde dinleyicilerden alınan soruların Okan Ertuğrul’a ait olanlarının hepsi eleştirisel yaklaşımlarla süs balıkları ve Ankara kedileriyle ilgili oldu. Ertuğrul, bunları sadece bilgimiz olsun diye bizlerle paylaştığını, bu tür çalışmaları desteklediğini söylemediğini açıkladı.
Prof.Dr.Şeminur Topal (Yıldız Tek.Ü.Biyoloji Bölümü) Transgenik Teknoloji ve Tarım Güvenliği konusu ile oturumun son ve en vurucu sunumunu yaptı. GDO’lar ve bunların riskleriyle ilgili bilgi ve tecrübe birikimini izleyicilerle paylaşan Topal, kendinden önce konuşan 4 erkek GDO savunucusuna hem yanıt verme hemde onların dile getiremediği konulara açıklık getirme şansı buldu. Baygın sunumlarla çok uzak mesafelerden gelmiş olan 800 e yakın öğrencinin girdikleri uyku modunu ilgi ve dikkatle izleme moduna çeviren Topal, sunumu sırasında öğrencilerden sık sık alkış aldı. Topal, yıllardır dile getirdikleri transgenik bitki risklerinin artık anlaşılıyor olmasından ve teknoloji değişiminin gündeme gelmesinden memnun kaldığını, ama hala bunları koşulsuz ve gözü kapalı destekleyen bilim insanları olduğunu görmekten de üzüntü duyduğunu ifade etti. Biyoteknolojinin çok geniş yelpazede bir bilim ve teknoloji olduğunu, tüm biyoteknolojik ürün yada çalışmaları red etmek yada görmezden gelmek gibi bir düşüncelerinin olmadığını söyledi. İtirazlarının tarımsal biyoyeknolojik ürünlerde yoğunlaştığını, zira bunları ellerinde tutanların bir avuç ulusötesi şirket olduğunu ve bunların da dertlerinin ne açlık ne ürün verim ve kalitesi nede çevreyi korumak olduğunu, asıl hedefin para ve kar olduğunu, bu nedenle de bizim gibi ülkelerin toprakları ve çiftçilerinin tehdit altında olduğunu dile getirdi. Biyoteknolojinin tamamen şirketlerin güdümünde olması ve kontrol edilememesi halinde Biyoterör silahlarının insanlığın başına büyük belalar açacağını söyleyen Topal, Türkiye’nin henüz bir Biyogüvenlik Kanununa sahip olamamasının büyük bir hata ve ayıp olduğunu da dile getirdi.
20 dakikalık süresi dolduğu uyarısıyla sözü oturum başkanı Sabahattin Özcan tarafından birkaç kez kesilmeye çalışılan Topal, 4 GDO savunucusuna karşı tek başına olmak gibi adaletsiz bir düzenlemenin GDO karşıtları için bir haksızlık olduğunu, sunumu bitene kadar kürsüde kalacağını belirtti. Çoğunluğu öğrenci olan dinleyicilerin destek alkışları ile konuşmasını sürdüren Topal, Türkiye’de tarımsal biyoteknolojik tohumlar ve gıdaların, ithal üretim ve kullanımlarının bir an evvel kontrol edilmesi için Biyogüvenlik Kanununun çıkarılmasının şart olduğunu tekrarlayarak, bu ürünlere şu anda Türkiyenin ihtiyacı olmadığını belirterek konuşmasını tamamladı.
Öğleden sonraki GDO İle İlgili Endişeler ve Sosyal Durum isimli II. Oturumu, oturum başkanı Prof.Dr.Nükhet Turgut (Atılım Ü.Hukuk Fak.) un İhtiyat İlkesinin GDO’lar Konusunda Uygulanması isimli sunusuyla başladı.Genetiği değiştirilmiş organizmalar konusunu sadece bugün için değil gelecek kuşaklar için de düşünmek, irdelemek ve tartışmak gerekliliğini vurgulayan Turgut kısa dönemli mevzuatların yanlış sonuç verebileceğini ,GDO’ların yararlarından bahsederken “olası yararlar” teriminin kullanılmasının daha doğru olacağını, zira bilimsel bilinmezlik ve çelişkili görüşlerin mevcut olduğunu ve bunların da ihtiyat ilkesini gündeme getirdiğini belirtti.İhtiyat ilkesinin yorumlanması ve mevzuata yansıtılmasının çok önemli olduğunu söyleyen Turgut, ABD nin GDO ların risklerini kabullenmediğini, dolayısıyla ihtiyattan uzak, AB nin ise riskleri kabullendiği ve ihtiyattan yana olduğunu dile getirdi.Bunun anlaşılabilir ifadesi GDO’lar ABD’ye göre “suçlu oldukları kanıtlanana kadar suçsuz” ,AB ye göre ise “suçsuz oldukları kanıtlanana kadar suçludurlar”.Cartagena protokolü ihtiyat ilkesini savunmaktadır. Bu Protokolün amacı insan sağlığı üzerindeki riskler göz önünde bulundurularak ve özellikle sınır ötesi hareketler üzerinde odaklanarak, biyolojik çeşitliliğin korunması ve sürdürülebilir kullanımı üzerinde olumsuz etkilere sahip olabilecek ve modern biyoteknoloji kullanılarak elde edilmiş olan değiştirilmiş canlı organizmaların güvenli nakli, muamelesi ve kullanımı alanında yeterli bir koruma düzeyinin sağlanmasına katkıda bulunmaktır. Cartagena protokolunu imzalayan ülkelerden biri olarak Türkiyenin’de bu protokol gereği ve protokolde belirtilen esaslar dahilinde olarak kendi Biyogüvenlik yasasını hazırlaması gerekmektedir. Turgut’a göre mevcut taslak ihtiyat konusunda AB nin gerisinde olup, eksiklikler içermektedir. Buna ilave olarak biyogüvenlik komitelerinde çalışanların tarafsız olmaları, yeterli uzmanlığa sahip olmaları, çiftçilerin de bu komitelerde yer almalıdırlar.
Doç.Dr.Ali Ergül (A.Ü.Biyoteknoloji Enstitüsü) Ülkemiz Bitki Gen Kaynakları ve GDO Ne kadar Gerekli ? isimli sunumunda Türkiyenin sahip olduğu biyolojik çeşitliliğin zenginliğinden bahisle, gen merkezi Anadolu olan bitkilerin listelerini gösterdi. Ergül, transgenik bitkilerin biyoçeşitlilik üzerine olumsuz etkileri olabileceğini ama bu teknolojinin kullanılması gerekli bir sistem olduğunu söyledi.
Prof.Dr.Hakan Yardımcı (A.Ü.Veteriner Fak.) Ulusal Biyogüvenlik Yasa Taslağının Sosyo Ekonomik Boyutu nu anlattığı konuşmasında yasa taslağı sürecinin başından itibaren hazırlık komisyonunda yer aldığını söyleyerek 1998 den bu yana yapılanları özetledi. Taslağın son haliyle başbakanlıkta bekletildiğini söyleyen Yardımcı, bu yasa taslağında ülkemizin lehine olacak bir takım maddeler ile birlikte tartışılmalı maddelerin bulunduğunu ifade etti.Dünya üzerinde GDO’lu ürünlerin lehinde ve aleyhinde bir çok bilgi ,materyal ve olay olduğunu, transgenik bitkilerin hepsini risksiz ürünler olarak nitelemenin doğru olmayacağını söyledi.Gen kaçışlarının en büyük problemlerden biri olduğunu ve çiftçiler ile tohum şirketleri arasındaki anlaşmazlıklar, mahkemeler ve para cezalarının genelde şirketler lehine sonuçlandığını iddia ederek Kanadalı bir çiftçinin Monsanto ile olan GDO’lu tohum davasını suçsuz olduğu halde kaybettiğini söyledi.
[Bahsi geçen davada, Percy Schemeiser isimli çiftçi gen bulaşması nedeniyle konvansiyonel ürününün içinde bulunan Monsantonun GDO’lu soya genleri nedeniyle Monsanto tarafından tohumlarının kaçak kullanıldığı gerekçesiyle suçlanmış ve mahkemeye verilmişti. Çiftçi de kendi soyalarına, Monsanto’nun GDOlu genlerini bulaştırdığı için karşı dava açmış, uzun yıllar süren davanın son aşamalarına doğru Monsanto adı geçen çiftçiye davasından vazgeçmesi halinde kendilerinin de herhangibir ceza talebinde bulunmayacaklarını ama şart olarak çiftçinin bu konu hakkında hiçbir yerde konuşmamasını talep etmişti. Monsantonun bu teklifini red eden çiftçi geçtiğimiz Mart (ya da Mayıs) ayında davayı kazandı ve Monsanto, tarlayı GDOlu ürünlerden temizleme bedeli de dahil olmak üzere, gen bulaştırdığı tonlarca konvansiyonel soyanın zarar ziyanını ödemeye mahkum edildi. Uzun yıllar süren ve Monsanto gibi dev bir şirketi ceza ödemeye mahkum eden bu hukuk savaşı bu tür bencil ve saldırgan şirketlerin bundan sonra bu kadar rahat hareket edemiyeceklerine dair bir emsal oluşturmuş ve dünyada büyük yankılara neden olmuştur.]
Fatih Taşdöğen (TMMOB Z.M.O.) Ülkemizde GDO Konusunda Mevzuat Düzenleme Çalışmaları adlı sunumunda çalışmalarla ilgili bilgi vererek tarımsal biyoteknolojik ürünlere ZMO olarak bakış şekillerini net olarak ortaya koyduklarını ve ülkemize bir yarar getirmeyecek olan bu ürünlerin ithal, ekim ve dikimlerine izin verilmemesi gerektiğini, zira çiftçimizin ve ülkemizin bu ürünlere ihtiyacı olmadığını söyledi.Ulusötesi biyoteknoloji şirketlerinin manuplasyonlarına Türkiyede’ki bazı odakların da çanak tuttuğunu ifade eden Taşdöğen sabahtan beri yapılan sunumların çoğunluğunda GDO’ların çok avantajlı ve faydalı şeyler olduğunun anlatıldığı ve negatif taraflarından ise “olası riskler” olarak bahsedildiğini, halbuki belirtilen risklerin gerçekleştiğini ve ispat edildiğini, dolayısıyla bundan sonra bu konuda aydınlanmamış ya da netleşmemiş ifadelerin kullanılmasının ikiyüzlülük olacağını söyledi.Bilim insanlarının bazılarının hala gerçekleri görmemekte ısrar ettiklerini, GDO karşıtlığını politik yada ideolojik olarak niteleyerek bunlara karşı çıkanları ise bilim ve teknoloji düşmanı gibi göstermeye çalıştıklarını iddia etti.Dünya daki bir çok bilim insanının transgenik bitkiler ve bunlardan elde edilen ürünlerin sağlık ve çevre üzerinde yaptıkları tahribatları ispatladıklarını söyleyen Taşdöğen Ulusal Biyogüvenlik Yasasının Türkiyenin çıkarları doğrultusunda bir an evvel çıkarılmasını, bu çıkmadığı sürece ülkemize GDOlu ürünlerin yasal olmayan şekilde gelmeye devam edeceklerini dile getirdi.
Kadir Dağhan (TMMOB G.M.O) GDO Politikamız Ne Olmalı isimli konuşmasında kesinlikle bir biyogüvenlik yasası olması gerektiğini,transgenik ürünlerin zararsız oldukları kanıtlanana kadar kontrolsuz bir şekilde kullanılmamaları gerektiğini belirtti.
Turhan Çakar (Tüketici Hakları Derneği) Tüketici Hakları Açısından GDO’ları anlattığı konuşmasında, bu ürünlerin halk tarafından haber, bilgi ve onayları olmadan yıllarca tüketildiklerini, zira bu tür ürünleri denetleyen, kontrol ve analizlerini yapan herhangibir merciinin olmadığını söyledi. Bu durumun Tüketici haklarına tamamen aykırı olduğunu, insanların bunları istemedikleri halde bilmeden tüketmelerinin yasa ve mercilerin bir eksiği hatta büyük bir ayıbı olduğunu söyleyen Çakar, çeşitli defalar Pazar ve market raflarından toplanan ve GDOlu olduğu şüphesi taşıyan ham ya da işlenmiş ürünlerin analiz ettirildiğini ve GDO’lar tesbit edildiğini açıkladı. GDOların ne açlığı önlemek, ne çevreyi tarım kimyasallarından korumak, ne verim ve kaliteyi arttırarak çiftçinin gelirini yükseltmek gibi bir misyonu olmadığını tek amacın bunların patentine sahip olan şirketlerin bu tohumları çeşitli ülkelerin hükümetleri, resmi otoriteleri ya da taşeronları sayesinde çeşitli vaat ve gözboyamalar ile sattırıp para kazanmak, karlarına kar eklemek olduğunu söyledi. Biyolojik çeşitlilik üzerinde de olumsuz etkileri olan ve tür kayıplarına yol açan transgenik bitkilerin ekimlerine Türkiyede kesinlikle izin verilmemesini isteyen Çakar, emperyalist ülkelerin çok uluslu şirketlerinin bu tohumlar ile tekel oluşturmaya çalıştıklarını, tohumunu kaybeden ülkelerin besin kaynaklarını da kaybedeceklerini, dolayısıyla ülke çiftçisinin ne ekip dikeceğine ya da tüketicilerin ne yiyip ne içeceklerine bu şirketlerin karar vereceğini, bunun ise ülke bağımsızlığı açısından kabul edilemez bir durum olduğunu söyledi.
A.Atay
Aralık 2008
GDO’YA HAYIR PLATFORMU