Bir yılın aynasında Cumhuriyet: Mikro Tarihin Gözünden 1924
Metin Turan
Tarih, büyük siyasal dönüşümlerin, savaşların, antlaşmaların ve devlet adamlarının kararlarının toplamından oluşmaz. Toplumların geçmişi aynı zamanda gündelik hayatın alışkanlıklarında, okuma kültüründe, sağlık sorunlarında, kadınların hak arayışlarında, çocuklara yönelik tutumlarda, teknolojik merakta, giyim biçimlerinde ve eğlence anlayışında saklıdır. Bu nedenle tarihsel bir dönemin kapsamlı biçimde anlaşılabilmesi, siyasal olayların gerisinde kalan toplumsal ve kültürel katmanların da araştırılmasını gerektirir. Ümüt Akagündüz’ün Mikro Tarihin Gözünden 1924 adlı kitabı, tam da bu gereklilikten hareket eden; tek bir yılın dünyasını, bir süreli yayının içerdiği çok yönlü malzeme üzerinden yeniden kuran dikkate değer bir çalışmadır.
İlk baskısı 2017 yılında Yeni İnsan Yayınevi tarafından gerçekleştirilen eser, Zekeriya ve Sabiha Sertel’in hazırladığı Resimli Yıl almanağını merkezine alır. Akagündüz, 1925’te yayımlanan ve esas olarak geride kalan 1924 yılının siyasal, iktisadi, toplumsal ve kültürel gelişmelerini kayda geçirmeyi amaçlayan bu almanağı ayrıntılı biçimde inceler. Böylece Resimli Yıl, kitabın dayandığı temel kaynak olmanın ötesinde, erken Cumhuriyet toplumunun kendisini, dünyayı ve geleceği nasıl algıladığını gösteren bir zihniyet belgesine dönüşür.
Tarihin ölçeğini değiştirmek
Akagündüz’ün yöntemsel hareket noktası, makro tarih anlatılarının mikro düzeyde elde edilen bilgilerle desteklenmesi gerektiği düşüncesidir. Yazar, geçmişi açıklayan büyük kuramsal çerçeveleri bütünüyle reddetmez; ancak bu çerçevelerin çoğu zaman insanı, gündelik hayatı ve toplumsal ayrıntıları görünmez kılabildiğine dikkat çeker. Tek bir yılın, tek bir olayın, kişinin veya süreli yayının incelenmesi, büyük tarihsel dönüşümlerin toplumsal hayattaki karşılıklarını ortaya çıkarabilir. Mikro tarih bu bakımdan kapsamı daraltan değil, tarihsel gerçekliğin iç ayrımlarını ve çelişkilerini belirginleştiren bir yöntemdir.
Mikro Tarihin Gözünden 1924, bir yılı kendi içine kapanmış bir zaman parçası olarak ele almaz. Akagündüz’ün çözümlemesinde 1924; Osmanlı modernleşmesinin, II. Meşrutiyet’in, Balkan Savaşları’nın, Birinci Dünya Savaşı’nın ve Millî Mücadele’nin biriktirdiği sorunların Cumhuriyet’in kurucu iradesiyle karşılaştığı tarihsel bir eşiktir. Ülke, 1911’den beri devam eden savaşların ardından ilk kez barış koşulları içinde geleceğini tasarlamaya çalışmaktadır. Cumhuriyet ilan edilmiş, hilafet kaldırılmış, 1924 Anayasası kabul edilmiş, hukuk ve eğitim alanlarında yeni bir düzenin temelleri atılmıştır. Buna karşılık savaşların bıraktığı yoksulluk, nüfus kaybı, eğitim yetersizliği, sağlık sorunları, üretim eksikliği, yetimler ve dullar toplumun gündelik gerçekliğini belirlemeyi sürdürmektedir. Dolayısıyla Akagündüz’ün kitabındaki 1924 görünümü, kesintisiz bir ilerleme anlatısına dayanmaz. Yeni devletin iyimser kurucu iradesi ile geçmişten devralınan ağır toplumsal sorunlar yan yana durur. Akagündüz, bu karşıtlığı Resimli Yıl’ın siyaset, eğitim, kadın, çocuk, ekonomi, sağlık, suç, bilim, teknoloji, moda, edebiyat ve sporla ilgili içerikleri üzerinden somutlaştırır. Böylece tarih, tepeden aşağıya doğru gerçekleşen kurumsal bir dönüşüm olmaktan çıkar; farklı toplumsal alanlarda ayrı hızlarla ilerleyen, çatışmalı ve çok katmanlı bir sürece dönüşür.
Dergiler ve sosyal bilimlerin toplumsal arşiv
Kitabın en önemli yönlerinden biri, süreli yayınların sosyal bilimler açısından taşıdığı kaynak değerini görünür kılmasıdır. Dergiler, yayımlandıkları dönemde yaşanan olayları kaydetmekle yetinmez; bu olayları seçer, sınıflandırır, yorumlar ve belirli bir söylem düzeni içinde okura sunar. Bu nedenle bir derginin içeriği, toplumsal gerçekliğin dolaysız ve tarafsız yansıması değildir. Yayıncının düşünsel konumu, yazar kadrosunun niteliği, hedeflenen okur topluluğu, sermaye ilişkileri, dağıtım olanakları ve siyasal ortam, dergide oluşturulan gerçeklik tasarımını doğrudan etkiler. Akagündüz’ün yaklaşımı, dergileri geçmiş hakkında bilgi veren edilgin belgeler olmaktan çıkararak toplumsal gerçekliğin kuruluşuna katılan etkin düşünce alanları haline getirir. Devlet arşivleri, meclis tutanakları ve hukuk metinleri, siyasal kurumların kararlarını izlemeye imkân verirken süreli yayınlar bu kararların toplumda nasıl anlamlandırıldığını gösterir. Bir kanunun kabul edilmesi resmî belgelerde görülebilir; fakat o kanunun aile, kadın, eğitim, çalışma hayatı veya gündelik alışkanlıklar üzerindeki etkisi dönemin dergi ve gazetelerinde yürütülen tartışmalar aracılığıyla daha ayrıntılı biçimde kavranabilir. Dergiler, bu yönüyle karar ile toplumsal karşılık, kurum ile birey, resmî söylem ile gündelik deneyim arasındaki mesafeyi araştırmaya elverişli kaynaklardır.
Süreli yayınların sosyal bilimler açısından taşıdığı bir başka önem, sonradan birbirinden ayrılan disiplinleri aynı metinsel düzlemde buluşturmalarıdır. Bir derginin sayfalarında uluslararası siyaseti ele alan bir yazıyı çocuk sağlığına ilişkin bir metin; teknolojik bir yeniliği moda, spor veya edebiyat değerlendirmesi izleyebilir. Siyasal, ekonomik, toplumsal ve kültürel alanlar, dergilerde gündelik hayatın bütünlüğü içinde karşılaşır. Akagündüz de Resimli Yılı bu çok katmanlılığı koruyarak inceler. Siyaseti toplumsal sorunlardan, eğitim yetersizliğini iktisadi koşullardan, kadın meselesini aile ve çalışma düzeninden bağımsız düşünmez.
Sosyoloji açısından dergiler, toplumun kendisi hakkında oluşturduğu sınıflandırmaları ve değer yargılarını görünür kılar. “İdeal vatandaş”, “modern kadın”, “sağlıklı çocuk”, “aydın”, “köylü”, “suçlu” veya “yararlı birey” gibi kategorilerin nasıl tanımlandığı süreli yayınlarda izlenebilir. Resimli Yıl’da kadınların iktisadi bağımsızlığından yetimlerin korunmasına, mahkûm sayılarından halk sağlığına kadar uzanan içerikler, yeni devletin toplumu hangi başlıklar altında tanımaya ve düzenlemeye yöneldiğini gösterir. Toplum, bu sayfalarda ölçülebilir, eğitilebilir ve dönüştürülebilir bir bütün olarak kavranmaktadır. Siyasal bilimler bakımından süreli yayınlar, iktidar ile kamuoyu arasındaki ilişkinin izlenebildiği ara alanlardır. Dergiler kimi zaman devlet politikalarını destekler, kimi zaman bunların sınırlarını eleştirir, kimi zaman da henüz siyasal programa dönüşmemiş düşüncelerin dolaşıma girmesini sağlar. Dolayısıyla erken Cumhuriyet basınını iktidar ve muhalefet biçimindeki kesin bir karşıtlıkla açıklamak yetersizdir. Resimli Yıl, Cumhuriyet’in kurucu atılımlarını savunurken yeni iktidarın denetlenmesi gerektiğini de ileri sürebilmektedir. Destek ile eleştirinin aynı yayın içinde bulunabilmesi, süreli yayınların siyasal düşünce tarihindeki özgün konumunu ortaya koyar.
Dergiler, toplumsal cinsiyet araştırmaları bakımından daha da özel bir öneme sahiptir. Resmî tarih anlatıları kadınları çoğunlukla hukuki düzenlemelerin yararlanıcıları olarak gösterirken süreli yayınlar, kadınların kendi taleplerini hangi kavramlarla dile getirdiklerini açığa çıkarır. Kadınlar bu metinlerde modernleşmenin edilgin göstergeleri olmaktan çıkarak hak talep eden, toplumsal düzeni eleştiren ve geleceğe ilişkin düşünce üreten öznelere dönüşürler. Akagündüz’ün Sabiha Zekeriya’nın yazısına geniş yer vermesi, erken Cumhuriyet kadın hareketinin devlet tarafından bağışlanan haklara indirgenemeyeceğini göstermesi bakımından önemlidir.
İletişim bilimleri açısından ise dergilerde bilginin içeriği kadar sunuluş biçimi de araştırılmaya değerdir. Yazıların uzunluğu, sayfadaki konumu, kullanılan başlıklar, fotoğraflar, karikatürler ve tablolar, okurun dikkatini belirli bir yöne sevk eder. Resimli Yıl’ın görsel malzeme, takvim bilgisi, hava tahmini, kısa öğretici metin ve istatistikleri bir arada kullanması, Sertellerin yalnızca bilgi vermeyi değil, yeni bir okuma biçimi oluşturmayı amaçladıklarını gösterir. Bilimsel ve teknik bilginin sadeleştirilerek aktarılması da modern bilginin sınırlı bir aydın çevresinin dışına çıkarılmasına katkıda bulunur. Bununla birlikte dergilerin kullanılması güçlü bir kaynak eleştirisini zorunlu kılar. Hiçbir süreli yayın ait olduğu toplumun eksiksiz görüntüsünü sunmaz. Dergide bulunanlar kadar bulunmayanlar, konuşabilenler kadar sesi duyulmayanlar da önemlidir. Resimli Yıl’ın sunduğu 1924, dönemin bütünü değil; Sertellerin Cumhuriyetçi, modernleşmeci, bilimci ve toplumcu yaklaşımıyla seçilmiş bir 1924 görünümüdür. Akagündüz’ün çalışması bu sınırlılığın farkında olarak farklı süreli yayınlar üzerine yapılacak mikro araştırmaların çoğaltılması gerektiğine işaret eder. Parçalı görünümler yan yana getirildikçe dönemin çoğul ve çatışmalı yapısı daha iyi anlaşılacaktır.
Erken Cumhuriyet’in zengin dergicilik ortamı
Akagündüz, Resimli Yıl’ı kendi başına ortaya çıkmış yalıtılmış bir yayın olarak değerlendirmez. Kitabın ilk bölümlerinde Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan dergicilik birikimi ele alınır ve 1923-1924 yıllarında yayımlanan süreli yayınların ayrıntılı bir dökümü sunulur. Eğitimden sağlığa, askerlikten ekonomiye, kadınlıktan mizaha, tarımdan sinemaya kadar uzanan çok sayıdaki yayın, erken Cumhuriyet’in son derece hareketli bir basın ortamına sahip olduğunu göstermektedir.
Anadolu Terbiye Mecmuası, Askerî Hava Mecmuası, Ayın Tarihi, Darülelhan Mecmuası, Diş Tabipleri Cemiyeti Mecmuası, Ev Hocası, Genç Mektepliler, Millî Mecmua, Resimli Ay, Süs, Tarla ve Bahçe ve Türkiye Halk Mektepleri Mecmuası gibi farklı alanlara yönelen yayınlar, toplumsal bilgi talebinin çeşitlendiğini kanıtlar. Bu bibliyografik döküm, kitabın önemli akademik katkılarından biridir. Akagündüz, Resimli Yıl’ın ansiklopedik yapısını açıklarken onu ortaya çıkaran yayın rekabetini ve okur ilgisini de görünür kılar. Dergiler, bu dönemde Cumhuriyet’in toplumsallaşmasını sağlayan başlıca araçlar arasındadır. Yeni yurttaş tipinin oluşturulması, bilimsel bilginin yaygınlaştırılması, gündelik hayatın düzenlenmesi ve çağdaşlaşma düşüncesinin benimsetilmesi süreli yayınlar aracılığıyla geniş bir kamusal alana taşınmıştır. Bu yayınlar yalnızca mevcut dönüşümü aktarmamış; toplumun nasıl değişmesi gerektiğine ilişkin düşünceler de üretmiştir.
Serteller ve toplumcu yayıncılığın oluşumu
Akagündüz’ün kitabında Resimli Yıl’ın yayıncıları Zekeriya ve Sabiha Sertel’e özel bir bölüm ayrılması, almanağın düşünsel kimliğinin anlaşılması bakımından yerindedir. Yazar, Sertelleri yalnızca sonraki yıllardaki siyasal mücadeleleri ve Tan gazetesi çevresindeki muhalif kimlikleriyle ele almaz. Onların 1920’lerin ortasındaki yayıncılık anlayışını, eğitimlerini ve düşünsel yönelimlerini de inceler.
Zekeriya Sertel’in Amerika’da edindiği modern gazetecilik deneyimi, bilginin sadeleştirilerek geniş kitlelere ulaştırılması, görsel malzemenin etkili biçimde kullanılması ve farklı okur ilgilerinin aynı yayında buluşturulması bakımından belirleyicidir. Sabiha Sertel’in sosyoloji eğitimi ise kadın, aile, çocuk, emek ve toplumsal eşitsizlik sorunlarının yayınlarda merkezi bir konum kazanmasını sağlamıştır. Sertellerin yayıncılığı bu iki birikimin kesiştiği yerde gelişir: Görsel bakımdan güçlü, kolay okunabilen, eğitici ve toplumsal sorunlara duyarlı bir yayın anlayışı. Akagündüz, Resimli Yıl’ın yayımlandığı dönemde Sertelleri emperyalizme karşı milliyetçi bir duyarlılık taşıyan, akıl ve bilime dayalı bilgiyi yaygınlaştırmaya çalışan ve toplumsal sorunları kamusal tartışmaya açan bir yayıncı aile olarak tanımlar. Onların sonraki yıllarda belirginleşecek sosyalist ve muhalif yönelimlerinin ilk izleri de bu dönemde görülebilir. Bu bakımdan Resimli Yıl, yalnızca 1924’ün kaydını tutan bir almanak değil, Türkiye’de modern ve toplumcu yayıncılığın gelişim basamaklarından biridir.
Bir yılın ansiklopedisi olarak Resimli Yıl
Yaklaşık iki yüz sayfadan oluşan Resimli Yıl, 1924 yılının düşünsel, siyasal, iktisadi ve toplumsal tarihini kaydetmeyi amaçlayan ansiklopedik bir yayındır. Almanağın başlangıcında Mustafa Kemal ile Latife Hanım’ın fotoğraflarına yer verilmesi, yeni rejimin simgesel merkezini gösterir. Ahmet Rasim’in “Yıl” başlıklı yazısı ise geçmiş kırk yılın savaşlar, rejim değişiklikleri, yenilgiler, zaferler ve toplumsal dönüşümlerle dolu karmaşasını hatırlatarak yayının zamana ilişkin bilincini ortaya koyar. Almanakta okuyucuyu bilgilendirmek ve eğlendirmek amacıyla farklı yayın teknikleri kullanılmıştır. Makalelerin yanında sayfalara 1925 yılının takvimi, Güneş’in doğuş ve batış saatleri, coğrafi bilgiler, hava tahminleri, kısa hikâyeler, karikatürler ve fotoğraflar yerleştirilmiştir. Siyaset, kadın, çocuk, eğitim, sağlık, suç, bilim, teknik, astronomi, coğrafya, denizcilik, iletişim, moda, ev ekonomisi, antropoloji, spor, edebiyat ve düşünce hayatı aynı yayın içinde buluşturulmuştur.
Akagündüz’ün biçimsel özelliklere verdiği önem anlamlıdır. Çünkü sayfa düzeni ve görsel dil, içeriğin dışındaki süsleyici unsurlar değildir; bilginin nasıl algılanacağını belirleyen yayın araçlarıdır. Fotoğraflar, karikatürler ve tablolar, karmaşık meseleleri geniş okur kesimleri için anlaşılır hale getirirken belirli bir modernlik tasarımını da yaygınlaştırır. Böylece Resimli Yıl, okuruna yalnızca “ne olduğunu” anlatmaz; olaylara nasıl bakılması gerektiğini de sezdirir.
Eski düzenin tasfiyesi ve yeni iktidarın sınırları
Kitabın siyasal çözümlemeleri, 1924’ün hem kurucu hem de çatışmalı niteliğini belirginleştirir. Hilafetin kaldırılması, 1924 Anayasası’nın kabulü, Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nın ortaya çıkışı, Musul sorunu ve dünya siyasetindeki gelişmeler almanağın bakış açısından değerlendirilir.
Mehmet Zekeriya, eski düzenin kurumsal kalıntılarının tasfiye edilmesini Cumhuriyet’in geleceği bakımından gerekli görür. Halifeliğin kaldırılması bu nedenle siyasal ve toplumsal bir ilerleme olarak değerlendirilir. Bununla birlikte yeni iktidarın denetlenmeden güç kazanmasına karşı da ihtiyatlı bir tutum geliştirilir. Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nın kuruluşuna olumlu yaklaşılması, siyasal çoğulculuğun olası bir tekelleşmeyi engelleyeceği düşüncesinden kaynaklanır. Bu yaklaşım, Resimli Yıl’ın Cumhuriyet’i desteklemekle birlikte yeni düzenin her uygulamasını koşulsuz biçimde onaylamadığını gösterir. Akagündüz’ün çözümlemesi, erken Cumhuriyet basınındaki eleştirel desteğin önemini açığa çıkarır. Cumhuriyet’in kurulması ile demokratik bir siyasal kültürün oluşması aynı şey değildir; yeni devletin hukuki ve kurumsal yapısı kadar eleştiriye açık bir kamuoyunun varlığı da önemlidir.
Dış politika değerlendirmelerinde Musul meselesi, askerî güç karşılaştırmaları ve Müslüman toplumların sömürgecilik karşısındaki durumu öne çıkar. Birinci Dünya Savaşı’nın etkisinden kurtulamayan dünyada yeni bir savaş ihtimali canlılığını korumaktadır. Avrupa devletlerinin, Japonya’nın ve farklı Müslüman toplumların askerî ve siyasal durumlarına ayrılan sayfalar, Türkiye’nin kendisini hem Batı dünyasıyla hem de sömürge yönetimi altındaki Müslüman coğrafyalarla ilişkili biçimde konumlandırdığını gösterir.
Toplumsal sorunların sayılarla görünür kılınması
Mikro Tarihin Gözünden 1924’ün en güçlü yanlarından biri, toplumsal sorunları soyut değerlendirmeler yerine almanağın sunduğu istatistiklerle birlikte ele almasıdır. Eğitim verileri, erken Cumhuriyet’in karşı karşıya bulunduğu yetişmiş insan gücü sorununu çarpıcı biçimde ortaya koyar. Türkiye’de bütün eğitim kademelerinde öğrenim gören öğrenci sayısının yaklaşık 274.400 olduğu bir dönemde, yalnızca Columbia Üniversitesindeki öğrenci sayısının 108.000’e ulaşması, aradaki farkın büyüklüğünü gösterir. John Dewey gibi eğitim uzmanlarının Türkiye’ye davet edilmesi ve öğretim programlarının yeniden düzenlenmeye çalışılması bu eksikliğin bilincinde olunduğunu kanıtlar.
Ekonomik veriler de benzer bir kırılganlığa işaret eder. İthalatın ihracattan yüksek olması, yeni devletin üretim gücünün ve dış ticaret dengesinin yetersizliğini ortaya koyar. Bunun yanında savaşların ardından sayıları bir milyona yaklaşan yetim ve dulun küçük bir bölümüne maaş bağlanabilmiş olması, toplumsal yıkımın boyutlarını görünür kılar. Akagündüz, yetim ve dulların durumunu yalnızca insani bir dram olarak değil, sosyal devletin kurumsal kapasitesi ve üretim düzeni bakımından da değerlendirir.
Mahkûm sayılarındaki artış, savaş sonrasındaki yoksulluk ve toplumsal çözülmeyle ilişkilendirilir. Halk sağlığı bakımından frengi, çocuk ölümleri ve koruyucu sağlık uygulamalarındaki yetersizlikler öne çıkar. Resimli Yıl’ın frenginin etkilerini görsellerle anlatması, sağlık bilgisinin geniş kitlelere ulaştırılmasını amaçlayan pedagojik yayıncılığın göstergesidir. Böylece almanak, hastalığı kaydeden değil, toplumu hastalığa karşı harekete geçirmeye çalışan bir kamusal sağlık aracına dönüşür.
Sabiha Zekeriya ve kadının toplumsal özneliği
Sabiha Zekeriya’nın “1924 Senesinde Kadınlık Cereyanları” başlıklı yazısı, hem Resimli Yıl’ın hem de Akagündüz’ün kitabının düşünsel merkezlerinden biridir. Sabiha Zekeriya, Türkiye’deki kadın hareketlerinin yetersizliğini eleştirirken feminizmi geçici bir eğilim veya Batılı bir özenti olarak değerlendirmez. Feminizm onun yaklaşımında kadının bireysel, iktisadi, hukuki ve siyasal varlığını tanımayı amaçlayan kapsamlı bir toplumsal programdır. Kadının ekonomik bağımsızlığı, çalışma hakkı, aile içindeki konumu, ev emeğinin değeri, evlilik, boşanma, velayet, miras ve siyasal temsil gibi başlıklar yazının temel meselelerini oluşturur. Sabiha Zekeriya bunlarla da yetinmeyerek evlilik dışı çocuklar, bekâret, fuhuş, doğum kontrolü ve dul kadınların durumu gibi dönemi açısından son derece sarsıcı konulara yönelir. Kadının toplumsal ikincilliğini biyolojik farklılıklara değil; aileye, ekonomiye, hukuka, dine ve yerleşik ahlak kurallarına bağlar.
Akagündüz’ün bu yazıya verdiği geniş yer, erken Cumhuriyet kadın hareketinin niteliğini yeniden düşünmeyi gerektirir. Kadın hakları, yukarıdan gerçekleştirilen modernleşme düzenlemelerinin doğal sonucu değildir. Kadınların kendi sözlerini kurdukları, toplumsal eşitsizlikleri teşhis ettikleri ve devletten hak talebinde bulundukları düşünsel bir mücadele alanı da bulunmaktadır. Sabiha Zekeriya’nın yazısı, kadını Cumhuriyet’in vitrinindeki modernleşme simgesi olmaktan çıkararak ekonomik ve siyasal haklara sahip olması gereken bağımsız bir toplumsal özne biçiminde tanımlar.
Kültür, teknoloji ve gündelik hayat
Akagündüz’ün çalışmasında kültürel tarih, yalnızca edebiyat ve düşünce hayatıyla sınırlanmaz. Bilim ve teknik, denizcilik, astronomi, iletişim, antropoloji, moda ve spor da kültürel değişimin bileşenleri olarak değerlendirilir. Yelkensiz gemiler, zeplinler ve trende telsiz telefon gibi konular, teknolojiye duyulan hayranlığı ve geleceğin teknik gelişmeler aracılığıyla kurulacağına ilişkin inancı gösterir.
Almanakta spor denildiğinde futbolun belirgin biçimde öne çıkması, günümüze kadar uzanan bir kültürel sürekliliğe işaret eder. Millî takımın ve üç büyük kulübün karşılaşmaları ayrıntılı biçimde anlatılırken 1924 Olimpiyatları’na ve diğer spor dallarına daha sınırlı yer ayrılmıştır. Moda yazıları, değişen etek boyları ve kadın giyimi üzerinden yeni toplumsal görünüşü yansıtır. Burada kadın bedeni, bir yandan modernliğin göstergesine dönüştürülürken diğer yandan yeni tüketim kültürünün hedefi haline gelir.
Düşünce ve edebiyat hayatına ilişkin değerlendirmeler daha karamsardır. Ziya Gökalp’in ölümü yılın en önemli düşünsel olayı sayılırken Darülfünun, bilimsel üretimden uzak ve siyasal etkiler altında kalmış bir kurum olarak eleştirilir. John Dewey’in burada konferans verememesi, düşünce hayatındaki kapalılığın göstergesi kabul edilir. Hüseyin Cahit’in demokrasi üzerine yaptığı çeviriler, kurumsal akademinin üretemediği düşünsel katkının bireysel çabalarla karşılanması bakımından önemsenir. Bununla birlikte Anadolu’da dergi okurluğunun artması dikkate değer bir gelişmedir. Eğlence olanaklarının sınırlı olduğu Anadolu kentlerinde memurlar, subaylar ve öğrenciler için okuma önemli bir boş zaman etkinliğine dönüşmüştür. İstanbul’un yanında yeni bir okur coğrafyasının oluşması, yayıncıları Anadolu’daki okurun beklentilerini hesaba katmaya zorlamıştır. Bu durum, Cumhuriyet’in kültürel merkezinin bütünüyle olmasa bile aşamalı biçimde genişlediğini göstermektedir.
Görsel malzemenin tarihsel tanıklığı
Akagündüz’ün kitabının akademik değerini artıran başlıca unsurlardan biri, fotoğrafları ve karikatürleri metinleri tamamlayan süslemeler olarak görmemesidir. Görseller, dönemin düşünce ve temsil biçimlerini taşıyan tarihsel kanıtlardır. Mustafa Kemal ile Latife Hanım’ın fotoğraflarından Anadolu manzaralarına, kadın giyiminden teknolojik araçlara, askerlerden sporculara kadar uzanan görsel malzeme, modernleşmenin nasıl görünür kılındığını ortaya koyar.
Karikatürler ise hayat pahalılığını, sınıfsal eşitsizlikleri ve siyasal düşünceleri mizah aracılığıyla yaygınlaştırır. Sovyet propaganda görsellerinin Osmanlıcaya çevrilerek kullanılması, ezen ile ezilen arasındaki ilişkinin geniş okur topluluğuna basit ve etkili imgelerle aktarılmasını sağlar. Teknolojik araçların fotoğrafları Avrupa’nın teknik üstünlüğünü gösterirken bu araçlara sahip olmanın siyasal ve askerî güçle ilişkilendirildiğini de düşündürür.
Bununla birlikte görsel malzemelerin de seçilmiş temsiller olduğu unutulmamalıdır. Fotoğraf, gerçekliği olduğu gibi aktaran tarafsız bir pencere değildir; neyin gösterilmeye değer bulunduğunu ve hangi toplum tasarımının öne çıkarıldığını yansıtır. Akagündüz’ün görsel kaynakları tarihsel çözümlemenin parçası haline getirmesi önemli bir yöntemsel katkıdır. Ancak Resimli Yıl’ın temsil etmediği topluluklar, deneyimler ve toplumsal kesimler üzerine daha kapsamlı bir eleştiri, çalışmanın kaynak çözümlemesini daha da derinleştirebilirdi.
Çalışmanın akademik önemi
Mikro Tarihin Gözünden 1924, tek bir almanaktan hareketle bütün bir yılın eksiksiz tarihini yazdığı iddiasında değildir. Kitabın asıl önemi, süreli yayınların sunduğu parçalı malzemenin disiplinlerarası bir yaklaşımla nasıl anlamlandırılabileceğini göstermesidir. Akagündüz; tarih, sosyoloji, siyaset bilimi, iletişim, eğitim, ekonomi ve toplumsal cinsiyet çalışmalarını aynı kaynak çevresinde buluşturur. Çalışmanın bibliyografik yönü de önemlidir. 1923-1924 yıllarındaki yayınların künyelerini, amaçlarını, sorumlularını ve ulaşılabilen sayılarını kayda geçirmesi, sonraki araştırmalar için değerli bir başlangıç zemini oluşturur. Kitap böylece yalnızca Resimli Yıl hakkında sonuçlar üretmez; erken Cumhuriyet süreli yayınları üzerine yapılabilecek yeni araştırmaların konularını ve kaynaklarını da gösterir.
Akagündüz’ün temel savı, mikro çalışmalar çoğaldıkça makro tarih anlatılarının yenilenebileceğidir. Tek bir derginin ortaya koyduğu görünüm, başka dergi, gazete, almanak ve arşiv belgeleriyle karşılaştırıldığında daha çoğul bir tarih kurulabilir. Bu nedenle mikro tarih, büyük anlatının karşıtı değil; onun boşluklarını görünür kılan ve doğruluğunu sınayan eleştirel bir araştırma yoludur.
Sonuç
Ümüt Akagündüz’ün Mikro Tarihin Gözünden 1924 adlı kitabı, Cumhuriyet’in ilk yıllarını gündelik hayatın ayrıntıları, toplumsal sorunlar ve kültürel yönelimler üzerinden değerlendiren kapsamlı bir çalışmadır. Eserde ortaya çıkan 1924 Türkiye’si, ne bütünüyle eski dünyanın içinde kalmış ne de yeni düzenin bütün kurumlarını tamamlamış bir ülkedir. Savaştan yorgun düşmüş, eğitim ve sağlık sorunlarıyla kuşatılmış, ekonomik bakımdan kırılgan; buna karşılık bilgiye, bilime, teknolojiye ve toplumsal değişime güçlü bir istek duyan bir toplum görünümü söz konusudur.
Resimli Yıl, bu toplumun yalnızca kaydını tutmaz; onun nasıl dönüştürülmesi gerektiğine ilişkin düşünceler de üretir. Sertellerin yayıncılık anlayışı, bilgiyi geniş halk kesimlerine ulaştırmayı, okuru eğitmeyi, toplumsal sorunları görünür kılmayı ve modern bir kamusal alan oluşturmayı amaçlar. Zekeriya Sertel’in eleştirel cumhuriyetçiliği ile Sabiha Sertel’in kadın ve toplum sorunlarına yönelen yaklaşımı, almanağı erken Cumhuriyet yayıncılığının özgün örneklerinden biri haline getirir.
Akagündüz’ün başarısı, bu zengin malzemeyi basit bir içerik dökümüne indirgemeden 1924’ün zihniyet dünyasıyla ilişkilendirmesidir. Kitap, Türkiye’de siyasetten eğitime, kadın haklarından futbola, üniversite tartışmalarından okuma kültürüne kadar uzanan birçok sorunun tarihsel sürekliliğini de düşündürür. Geçmiş ile bugün arasındaki benzerlikler, teknik ilerlemenin zihinsel ve toplumsal dönüşümü kendiliğinden gerçekleştirmediğini gösterir.
Sonuç olarak Mikro Tarihin Gözünden 1924, dergilerin sosyal bilimler açısından taşıdığı değeri somutlaştıran önemli bir incelemedir. Dergiler bu çalışmada geçmişi saklayan edilgin arşiv nesneleri değil; toplumsal gerçekliği seçen, adlandıran, yorumlayan ve yeniden üreten etkin kültürel yapılardır. Akagündüz, küçük bir zaman kesitine ve tek bir yayına yönelmenin araştırmayı daraltmadığını; dikkatli bir yöntemle ele alındığında geçmişin farklı katmanlarını aynı anda görünür kılabildiğini kanıtlar. Resimli Yıl’ın sayfalarından yükselen siyasal kaygılar, toplumsal yaralar, özgürleşme talepleri ve gelecek umutları, 1924’ü kapanmış bir tarih olmaktan çıkararak bugünün düşünsel sorunlarına seslenen canlı bir toplumsal laboratuvara dönüştürür.
Yazının kaynağına buradan ulaşabilirsiniz.