Çocuk Kitaplarında Temsil: Her Çocuk Hikâyenin Kahramanı Olabilir mi?
Birleşik Krallık’ta yayımlanan yeni araştırma, çocuk edebiyatında temsil konusunda önemli bir soruyu yeniden gündeme getiriyor: Bir çocuğun kendisine benzeyen bir kahramanla karşılaşabilmesi hâlâ neden bu kadar zor?
Çocuk kitaplarının dünyası geniştir. Çocuklar bu dünyada uzaya gider, ejderhalarla tanışır, gizem çözer, arkadaşlık kurar, kaybolur, evine döner, âşık olduğu oyuncağın peşinden koşar, ailesiyle kavga eder, güler, korkar ve büyür.
Peki bütün çocuklar bu hikâyelerin kahramanı olabiliyor mu?
Birleşik Krallık merkezli Inclusive Books for Children (IBC) tarafından yapılan ve 2025 yılında yayımlanan çocuk kitaplarını inceleyen yeni araştırma, bu soruya düşündürücü bir yanıt veriyor.
Araştırma kapsamında, Birleşik Krallık’ta 1–9 yaş grubuna yönelik yayımlanan 2.189 çocuk kitabı incelendi. Bunların yalnızca 150’sinde etnik açıdan azınlıkta olan, engelli veya nöroçeşitli bir ana karakter bulunuyordu. Başka bir ifadeyle incelenen kitapların yaklaşık yüzde 7’sinde bu gruplardan bir çocuk hikâyenin merkezindeydi.
Bazı çocuklar hikâyelerde hâlâ çok az görünüyor
Araştırmanın ayrıntıları tabloyu daha görünür kılıyor.
2025’te incelenen kitapların yalnızca %2,1’inde Siyah bir ana karakter vardı. Güney Asya kökenli ana karakterlerin oranı ise %1,4 düzeyindeydi. Araştırmacılar bu oranları çocuk nüfusuyla karşılaştırdıklarında önemli bir temsil farkına dikkat çekiyor: İngiltere ve Galler’de 10 yaş altındaki çocukların yaklaşık %8,5’i Siyah; %12,4’ü ise Güney Asya kökenli.
Orta Doğu ve Kuzey Afrika (MENA) kökenli ana karakterler söz konusu olduğunda tablo daha da çarpıcı: araştırmada bu gruptan bir ana karaktere sahip yalnızca üç kitap belirlendi.
Üstelik üçünün de hikâyesi mültecilik üzerineydi.
Tam da bu nokta araştırmanın sayılardan daha önemli bir tartışmaya kapı açtığı yer.
Temsil etmek, yalnızca “meseleyi” anlatmak mıdır?
Bir çocuk neden yalnızca kimliği hakkında yazılmış bir hikâyenin kahramanı olsun?
Mülteci bir çocuk yalnızca göçü anlatan bir kitapta mı karşımıza çıkmalı?
Engelli bir çocuk yalnızca engellilik üzerine kurulmuş bir hikâyenin merkezinde mi bulunmalı?
Siyah bir çocuk kahramanın hikâyesi mutlaka ayrımcılıkla mı ilgili olmalı?
IBC’nin dikkat çektiği sorunlardan biri “incidental representation”, yani karakterin kimliğinin hikâyenin temel meselesine dönüştürülmediği, olağan ya da doğal temsilin yetersizliği.
Başka bir deyişle çocukların hikâyelerde yalnızca “bir kimliği temsil etmek” üzere değil, çocuk oldukları için bulunabilmeleri.
Bir maceraya çıkabilirler. Bir kedi sahiplenebilirler. Matematikten nefret edebilirler. Ormanda kaybolabilir, komik bir hata yapabilir, arkadaşlarıyla tartışabilir ya da yalnızca çok güzel bir gün geçirebilirler.
Kimlikleri vardır; ama hikâyelerinin tamamı kimliklerinden ibaret değildir.
Araştırmanın belki de yayıncılık açısından en önemli mesajlarından biri burada yatıyor.
Engelli çocukların temsili de geriliyor
Araştırmada engelli ana karakterlerin görünürlüğüne ilişkin sonuçlar da dikkat çekici.
Engelli ana karakter içeren resimli çocuk kitaplarının sayısı bir önceki yıla göre %60 azalarak yalnızca iki kitaba düştü. Araştırmaya göre bu kitapların hiçbiri engelli bir yaratıcı tarafından hazırlanmamıştı.
Nöroçeşitlilik açısından ise farklı bir hareket görülüyor. Nöroçeşitli ana karakterlerin yer aldığı resimli kitapların sayısı üçten 13’e yükseldi. Bebek ve küçük çocuk kitaplarında marjinalleştirilmiş karakterlerin görünürlüğünde de artış kaydedildi. Dolayısıyla araştırma bütünüyle tek yönlü bir gerilemeden söz etmiyor; bazı alanlarda ilerleme görülürken başka alanlarda ciddi kayıplar yaşandığını gösteriyor.
Peki hikâyeyi kim anlatıyor?
Araştırmanın açtığı ikinci önemli tartışma ise yalnızca “Kitapta kim var?” değil:
“O hikâyeyi kim anlatıyor?”
Marjinalleştirilmiş ana karakterlerin bulunduğu kitapların %37,3’ünün, karakterin deneyimlediği kimliği paylaşmayan yaratıcılar tarafından hazırlandığı belirtiliyor. IBC burada yaratıcı özgürlüğün sınırlandırılmasını değil, yayıncılık sektörüne kimin girebildiği ve kimin kendi hikâyesini anlatma fırsatı bulabildiği üzerine düşünülmesini istiyor.
Bu ayrım önemli.
Çünkü temsil meselesini yalnızca kitapların kapaklarında farklı çocuklar görmeye indirgediğimizde, yayıncılığın daha temel sorularını kaçırabiliriz:
Kimlerin dosyaları okunuyor?
Kimlere yayın dünyasında alan açılıyor?
Kimler editoryal destek alıyor?
Kimlerin kitapları tanıtılıyor ve okura ulaştırılıyor?
Nitekim başka bir önemli Birleşik Krallık araştırması olan CLPE’nin Reflecting Realities raporu da kalıcı değişim için kapsayıcılığın yayıncılık sürecinin her aşamasının ayrılmaz bir parçası hâline gelmesi gerektiğini özellikle vurguluyor.
Çocukların yalnızca kendilerini değil, birbirlerini de görebilmeleri
Temsil tartışmasının yalnızca “çocuk kendisine benzeyen karakteri görsün” düşüncesiyle sınırlandırılmaması gerekiyor.
Çocuk edebiyatı aynı zamanda çocuğun kendisine benzemeyen hayatlarla karşılaşabildiği alanlardan biri.
Bir çocuk kitapta kendisini gördüğünde “Ben de buradayım,” diyebilir.
Kendisinden farklı bir çocuğu gördüğünde ise “Demek böyle bir hayat da var,” diyebilir.
İyi çocuk edebiyatının imkânlarından biri belki de tam olarak burada bulunuyor: Hem ayna hem pencere olabilmek.
Fakat bunun gerçekleşebilmesi için çeşitliliğin yalnızca belirli “sorun kitaplarına”, özel günlere ya da dönemsel yayıncılık eğilimlerine sıkıştırılmaması gerekiyor.
Farklı çocukların kahraman olabilmesi kadar, her türlü hikâyenin kahramanı olabilmeleri gerekiyor.
Çünkü bir çocuğun edebiyatta yer alması için önce bir “mesele”ye dönüşmesi gerekmemeli.
Peki Türkiye'de durum nasıl?
Türkiye'de çocuk kitaplarındaki temsili Birleşik Krallık'taki araştırmayla doğrudan karşılaştırmamızı sağlayacak ölçekte, güncel ve bütün yayıncılık alanını kapsayan bir veri seti henüz elimizde yok. Ancak farklı örneklemler üzerinde yapılan akademik çalışmalar, benzer soruların Türkiye çocuk edebiyatı açısından da sorulması gerektiğini gösteriyor.
2024'te yayımlanan bir araştırmada, 2015 sonrasında yayımlanmış gerçekçi çocuk kitapları çokkültürlülük ve yaşam biçimleri açısından incelendi. Araştırmacılar, kitaplarda ağırlıklı olarak şehirde yaşayan çekirdek ailelerin görüldüğünü; ailelerin benzer meslek gruplarında toplandığını ve çocukların eğitim ve gelir koşullarının da büyük ölçüde benzer biçimde temsil edildiğini belirledi. Çalışmanın vardığı sonuç dikkat çekici: Türkiye'deki kültürel çeşitliliğe karşın incelenen kitaplarda yaşam biçimleri bakımından dengeli bir çeşitlilik bulunmuyor; daha çok ortak bir kültür algısı ve toplumun sınırlı bir kesimi görünür hâle geliyor.
Bu bulgu, temsil meselesinin yalnızca etnik köken ya da engellilik üzerinden düşünülmemesi gerektiğini de hatırlatıyor. Çocuk nerede yaşıyor? Ailesi nasıl bir aile? Ebeveynleri ne iş yapıyor? Hangi ekonomik koşullarda büyüyor? Bunların her biri, çocuk edebiyatının nasıl bir “normal çocukluk” resmi çizdiğinin parçası.
Göçmen çocukların temsiline baktığımızda ise daha özel bir tartışma ortaya çıkıyor. Eylül 2026'da yayımlanan güncel bir çalışma, Türkiye'de 2012–2024 arasında yayımlanan 22 göç temalı resimli çocuk kitabını inceledi. Araştırmada göçmen karakterlerin savaş, çevresel yıkım ve doğal afet gibi zorlayıcı koşullarla ilişkilendirildiği; farklılık, dil engeli ve hak kayıplarının da bu karakterlerin temsilinde önemli yer tuttuğu belirlendi.
Ocak 2026'da yayımlanan başka bir araştırma ise iki çocuk kitabındaki Suriyeli mülteci çocukların nasıl temsil edildiğine odaklandı. Çalışmanın özellikle önemli bulgusu, karakterin yalnızca mağdur ve edilgen biçimde kurulmasının okurda acıma duygusunu güçlendirebilmesi; buna karşılık etken, mizahi ve sosyal açıdan güçlü bir çocuk olarak temsil edilmesinin empatiyi destekleyebilmesi. Araştırmacılar bu nedenle mülteci çocukların çok boyutlu ve özneleşmiş karakterler olarak kurulmasının önemine dikkat çekiyor.
Bu nokta, Birleşik Krallık araştırmasının ortaya attığı soruyla şaşırtıcı derecede iyi buluşuyor:
Bir mülteci çocuk, çocuk edebiyatında yalnızca mültecilik hakkında yazılmış bir hikâyenin kahramanı olmak zorunda mı?
Göç edebilir; ama aynı zamanda komik olabilir. Meraklı olabilir. Futbol oynayabilir. Bir hayvana âşık olabilir. Arkadaşına kızabilir. Bir gizemi çözebilir. Başarısız olabilir. Maceraya atılabilir.
Kısacası, onu edebiyatta görünür kılmakla onu yalnızca belirli bir kimliğin ya da toplumsal sorunun temsilcisine dönüştürmek aynı şey değildir.
Engellilik konusunda Türkiye'deki araştırmalar da uzun süredir benzer sorular soruyor. Örneğin çocuk kitaplarında engelli karakterlerin temsilini inceleyen bir çalışma, ilkokul düzeyindeki 26 çocuk kitabını engel türleri, karakterlerin karşılaştıkları sorunlar ve bu sorunları çözme biçimleri açısından değerlendirdi. T ürkiye çocuk edebiyatındaki engellilik temsiline ilişkin daha eski ve kapsamlı çalışmalardan biri ise 1969–2009 arasında yayımlanan 40 anlatıyı inceleyerek engelli karakterlerin aile, okul, arkadaşlık, dış çevre ve kendi iç dünyaları içindeki temsilini araştırdı.
Bütün bunlar bize Türkiye hakkında kesin bir oran vermiyor. Ancak önemli bir araştırma alanına işaret ediyor.
Belki de Türkiye yayıncılığı için bundan sonra sorulması gereken sorulardan biri şu:
Bir yıl içinde yayımladığımız yüzlerce çocuk kitabında Türkiye'deki çocukların gerçek çeşitliliğinin ne kadarı hikâyelerin merkezinde yer bulabiliyor?
Ve daha da önemlisi:
Bu çocuklar yalnızca farklılıklarını anlatan hikâyelerde mi karşımıza çıkıyor, yoksa sıradan hayatın, mizahın, maceranın, arkadaşlığın ve hayal gücünün de kahramanı olabiliyorlar mı?
Kaynak notu
Bu yazı, Inclusive Books for Children’ın Birleşik Krallık’ta 2025 yılında yayımlanan 1–9 yaş grubu çocuk kitapları üzerine yaptığı araştırmanın 5 Ekim 2026’da açıklanan bulgularından hareketle hazırlanmıştır. Bulgular bugün The Guardian tarafından ayrıntılı olarak haberleştirildi.