Gıda Egemenliği ve Adaleti
Bu bir yemek kitabı değil.
Bu kitap; yediğin her şeyi yeniden düşünmeni, değerlendirmeni ve
sorgulamanı istiyor. Gıda egemenliği ve adaleti sorularına yüzeysel cevaplar vermiyor; doğru soruları sormanı, neyin doğru olabileceğini düşünmeni arzuluyor.Gıda egemenliği, öğünlerimizde ne yiyeceğimize karar verirken bağımsız olmayı kast etmiyor.
Tarlaya attığımız kuru bir tohumun sahipliği de değil mesele...
Asıl olan, o tohumun nasıl ve nerede üretileceğine kimin karar vereceği. O kuru tohumun içinde taşıdığı kültürel hafıza. Sadece bu hafızayı kontrol edebilen toplumlar, kendi sofralarında da söz sahibi oluyor. Gıda adaleti dendiğinde aklınıza market raflarındaki sebzelerin ucuzlaması gelmesin. Bolluk da, lüks gıdaların çeşitliliği de… Gıda üzerinden kurulan küresel boyunduruk zincirlerinin kırılmasıdır asıl söz konusu olan. Çünkü ancak o zincirler kırıldığında, hak ve hukuk herkes için adil dağıtılabilir.
"Gıdanın sessiz direnişi" dendiğindeyse yüzyıldır bize dayatılan verimlilik ve ilerleme masallarının sorgulanması kastediliyor. Gelecek nesillere karşı sorumluluğumuzu düşünürken geçmiş nesillerin bizi hiç düşünmemesinin isyanı da...